Kur'an'ın yanlış tercümesi, yapılacak en büyük isyandır.

                       Tercüme, nasıl yanlış yapılıyor

 

        İslam dininin anayasası olan Kur'an- boşaltılarak yasal hükmü kaldırılıp kişisel sistem ve düzenlere yarar bir ortama götürülüp bir takım cüzi ibadetlere indirgetilerek sadaka ve kurban dinine dönüştürülüp Müslüman, Cennet diye Cehenneme sürükleniyor.

         Okuyucu kardeş! Bu sayfada Kur'an'ın ne kadar yanlış tercüme edildiğini inceleyerek gerçekleri gözler önüne sereceğiz. Kur'an, İslam dininin uğruna tercüme edilmiyuor, Kur'an, “birilerinin çıkarı uğruna harcatıldı". Nasıl harcatıldığını” Ayet'lerle bire bir beraberce belgeleyeceğiz. Alim ve bilgin olmamıza gerek olmayacak.

 

         Bu açıklamayı okurken- endişeleneceğine inanıyorum, belkide kuşkulanıp beni İslam düşmanı sanacaksın. Bu tür kuşkularını seninle paylaşırım, ama Kur'an'a yapılan “ihanete” <dur> dememiz gerekir. Tüm Dünya insanı: Kur'an'ın çelişkili olduğundan yakınıp durur. İslam aydınının cevabı: onlar gavurdur, bizim iyiliğimizi istemezler -deyip Dünya insanının kuşkularını doğruluyor.
 

Kur'an çelişkili değildir, tercüme ve tefsircilerin kafası çelişkilidir.

Kur'an, hepimizin baş-tacıdır, bundan dolayı çok dikkat etmemiz gerekir, bizim Kutsal kitabımızla ne oyunlar oynadıklarına hep beraberce şahit olacağız, ama mutlak konuya önem vererek sunulan bu yeni bilgilendirmeyi, doğrudan değerlendir. Korkmak yok, Kutsal kitabımıza- yeniden kavuşuyoruz.

Tahsil görmüş veya aydın kesimden gelmene gerek yok. Kur'an'a yapılan tahribat-o kadar açık ve görülür boyuttadır. Rabbimiz Yüce Allah'a tevekkül et vebenimle beraber gönülden incelemeye başla. Amaç Kutsal kitabimiz olan yüce Kur'an'a –sahip çıkmaktır.

Böylece yaratıcımız Yüce Allah- Kur'an'ı neden yenilediğini kendin görecek ve yenilediğine “şükre-deceksin”.
 

Bu yapacağın yeni çalışman- senin için, ailen, milletin ve insanlık için hayırlı, uğurlu ve mübarek olsun.

Bizim ve Kur'an'ın sahibi olan Yüce Allah, konuya içtenlikle eğilen hepimizin–yardımcısı ve derleyip-kayırıcısı olsun.

Önce günümüzün gelişmelerine kısaca bir Göz atalım.

Yaratıcımız ve yöneticimiz olan Yüce Alla, Kuranı yenileyerek Müslümanları,birilerinin çiftliklerinde harcanmaktan kurtarıp üstümüze kapatılan Cennet kapılarını yeniden açıyor.

İnsanlığın gözü aydın olsun. Müslümanlar- kurtuluşunuz mübarek olsun.

Evet, Cennet kapıları üstümüze kapatılıyor ve hem dünyamız ve hem de ahretimiz cehenneme dönüştürülüyor. Yaşamı yaşanmaktan öte, çileye dönüştürdüler. Her şey ama her şey istismar ediliyor.

“İnsan sevgisi”- eşyaya bağlatıldı, bundan böyle insan yerine; çamaşırmakinesi, buzdolabı, televizyon, telefon, taşıtlar ve bunlara benzer oyuncaklar seviliyor. Her şeyi tersine çevirdiler. Eşya, İnsan için değil- İnsan eşya için var olacakmış.
İnsan tarafından üretilen eşya, birilerince üretilir ve satılır, diğerleri de “gerek görülmediği” halde satın alır ve üreticileri zengin ederken kendileri geri dönüşü zor olan borç üstüne borçlara giriyor.

“Saygı”- kaba güce bağlandı. Büyüğün (yaşlının), bilginin ve doğrunun hükmünü kaldırdılar. Bundan böyle baskıcı ve otoriter güçler, silah ve coplarla hükmediyor. Kendilerince insanın eğitim ve terbiyesi, ancak böylelikle sağlanırmış. Tek çareleri, "işkence".

“Güven”- kâğıt parçalarına bağlandı. Kim olduğumuzu bildirmek için nüfus-cüzdanı göstermemiz gerekiyor, çünkü kendi okul ve dershanelerinde yetiştirdikleri insana, kendileride güvenmiyor artık. Eğitimli ve görgülü olmak, onların dediğine “doğru” demekle -olunurmuş. Tüm değerler, kâğıt parçalarına dönüştürüldü.

Tabiat gün-begün soyuluyor, Hava bulaştırıldı, Su bulaştırıldı, yiyeceklerimiz bulaştırıldı, ineklerimiz koyunlarımız bulaştırıldı. Şahsiyet bulaştırıldı, Aile bulaştırıldı, toplum bulaştırıldı. Koymadılar bulaştırmadık.

Her şey, hayınca- denecek kadar insafsızca harcanıyor. Bozmadık, incitmedik, ağlatmadık koymuyorlar. Dünyayı bir acı ve çile dünyasına dönüştürdüler.

İnsan-ı uyuşturdular, anlayamıyor, çektiği çileyi- var-alamıyor, koşmaktan–kaçmaya fırsat bulamıyor artık İnsan.

Bilim adına 5000 senelik mezarlar deşilip soyuluyor. Ölüler bile rahatsız. Kaptıkaçtıcılara- çanta cüzdan yürütmekle kamuoyu uyutulup öbür yandan milyarlar hortumlanır diğer yandan çocuk ve insan kaçırıyorlar. Bundan böyle çanta telefon yerine –insan parçaları satılıyor. Buda yetmiyormuş, şimdi ölenlerin cesedini istiyorlar, kendisi ölmeden gidip onlara; ölüsünü deşmek için yetki vermesini istiyorlar.

Ne kadar insan parçası çaldırıp kendilerini yenilemeye çalışırlarsa çalışsınlar, onlar da ölecek, hem de inim- inim inleyerek.

Anneler çocukları 50 metrelik uzaklıkta ki okula, yalnız gönderemiyor. Şu oluşturdukları bilim çağına bakın, şu muasır medeniyete bakın.

Eline bir makam geçiren- ekmeğini yediği insana- işkence yapmayı görev sanmaya başladı. Bilim ve aydın unvanları, neler için kullanılıyor ve daha neler için. Herşeyi tersine çevirdiler.

Her gün binlerce insan arabaların aralarında can veriyor ve yüz binlercesi sakat kalarak ailelerin sırtında yük kalıyor. Aileler çile yuvalarına dönüştürüldü.

Namus ve iffet, masal hikâyelerine dönüştü. Çağdaşlık ve muasır medeniyetçilik- aileyi deniz sahillerinde çırılçıplak soymak imiş. Turizmi her ailenin kucağına sokmak imiş. Yapmak istemeyeni; yobazlıkla korkutup onların yazıpçizdiği çağdaşlık ve muasır medeniyetine mahküm bırakmak.

İnsanlığın bu tür felaketlere sürüklenip- incitmek ve acıtmak makinesine dönüşmesini önlemek için, yaratıcımız ve yöneticimiz yüce Allah, insan olmayı öğreten eğitim kitapları vererek bizi koruması altına aldı. Kur'an hükmüne göre; insanlığın dünyaya yerleştirilmesinin amacı, "içgüdüyü insan yapısına dönüştürmektir".

Bunu insanlara anlatmayı görev edinen milyon civarında İslam aydını, dünyayı fesada verenlerin ellerini, Kur'an'ı kullanarak yıkamaya çalışıyor, onların

kanlı ellerini yıkayıp günahsız konuma götürmek için Kur'an'ın içini boşaltıp yeni tercümeler geliştirip hep onların gönlü alınmaya çalışılıyor. Ömür boyu İslam'a düşmanlık yapanların sistemlerini ayakta tutup- sonunda cenaze namazını kılıp ve kıldırmayı görev telakki edecek kadar –ileri giden sözde- İslam aydını.

Evet, yine beceremedi İnsan, dünyaya son nefeslerini verdiriyor.

İnsan beceremediği için de, yaşamın sahibi Yüce Allah- Kur'an'ı yenileyerek tüm insanlığı, Yüce Allah'ın bir ve birliğine çağırarak yaşamlarını Kur'an ölçülerine göre düzenleyip Dünya ve ahretlerini ebediyet doğrultusunda kendi çıkarlarına biçimlendirmelerini “emrediyor”.

Kur'an'ın yenilenmesinin nedeni, Kur'an'ın içi boşaltılıp kişisel görüş veanlayışlara dayandırıldığı içindir. Biz önce Kur'an'ın gerçekte ne derece boşaltıldığını gözler önüne açık seçik sergilemekle başlıyoruz İnşa-Allah.
 


Evet, Kur'an'ın ne kadar yanlış tercüme edildiğini görmek için Kur'an Ayet ve kelimelerini, incelemeye geçiyoruz İnşa-Allah.

 

Bilgilendirmek: Kur'an'ın hükmüne göre, Kur'an okuyacağımız zaman <Euzu-besmele> okumamız "farz-dır". Ayet: 16/98 

اَعُذُ باِللهِمِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - فَإِذَاقَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ مِنْ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

 

Tercümesi: [Kur'an okuyacağınız zaman, işten-atılmış şeytan dan  Allah ile korunun]. Okunacak Ayet:  اَعُذُباِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ   

 

Konuya geçiyoruz: 

                          اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ     -بِاِسْمِ اللَّهِالرَّحْمَانِ الرَّحِيمِ

İncelemeye başlarken önce “kelimelerin tutarsız tercüme edilişlerinden ”başlıyoruz. Birinci kelime olarak çok sevilen “Anne” kelimesini alıyoruz. Arapça dilinde “anneye” = < ummi > eylemde üçüncü kışı için “annesi” =< Ummu-hu > denir, buna göre de Kur’an tercüme edilir. Şimdi Kur'an dan iki Ayet alalım.

Ön bilgilendirmek; Konu edineceğimiz Ayet-lerin tercümesini İstanbul Marmara üniversitesi İlahiyat fakültesinin 6 eğitim uzmanlarınca tercüme yapılan ve vakıflarınca 1990 yılında yayınlanan Nu: 13 ve 3. baskı Kur'an mealin den alıyorum, aynen yazıyorum.

Bazı Ayetler uzun olduğundan sadece “konumuzla” alakalı olan cümleleri alıyoruz;
 

46/15 اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ - وَوَصَّيْنَاالْإِنسَانَ بِوَالِدَيْهِ إِحْسَانًا حَمَلَتْهُ أُمُّهُ كُرْهًا وَوَضَعَتْهُ كُرْهًا وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلَاثُونَشَهْرًا

Tercümesi; [biz insana, ana babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. “Annesi” onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu,..].
Bu Ayet'te geçen “Anne” kelimesinin Ayet'te ki karşıtı = < Ummu-hu > dur, bu kelimeyi Ayet'ten çıkarıp alıyoruz [
أُمُّهُ ] = Ummu-hu, Türkçe tercümesi = “annesi”, üçüncü şahsın “annesi”.

Karşılaştırmak için başka bir Ayet alıyoruz.
 

101/8,9  اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْمَوَازِينُه (9) فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ

Tercümesi; [Ameli yeğni olana gelince, işte onun “ annesi” «haviyedir»].Bu cümlede bulunan «Haviye» kelimesi Cehennem = Ateş olarak bilinir. Gelenek dilde tercümesi < ameli yenlik olanın “annesi” ateştir >,bu Ayet'ten de <. Ummu-hu > kelimesini alıyoruz [
فَأُمُّهُ ] kelimesinin başına < f > harfi <ve> anlamını veriyor = <ve onun “annesi” ateştir>.

Her iki Ayet'te ki < Ummu-hu > kelimesi- harfleri harflerine ve imlaları imlasına bire birdir. “Eylem farklılıklarını anlam değişikliği için gerekçe gösterirler diye kelimesi kelimesine ve harekeleriyle bire bir örtüşün kelimeleri örnek veriyorum”. [
فَأُمُّهُ] = Annesi.

Kur'an metninde ki < Ummu-hu >, üçüncü kişi olarak = Anne anlamındadır.Annenin kim olduğunu dünyada bilmeyen insan yok, değil insan, tüm canlıvarlıklar bilir.

“Ateş” insanın “annesi”, nasıl “Anne” oluyorsa. “Ateş” yakar yok eder = “Anne” ise, karnında büyütür meydana götürür, birbirine tamamen zıt, üstelik “annenin”önemi çiğneniyor. Bu < ummu-hu > kelimesinin başına çok haller geliyor, konuyu açıklığıyla göz önüne serebilmem için çok uzunca yazmam gerekir, konumuz dağılır endişesiyle başka bir zamana kalsın İnşa-Allah.

Bu tercümeyi, 6 yüksek rütbeli eğitim elemanı hoca efendiler yapıyor. İstanbul-un göbeğinde Marmara İlahiyat fakültesinde. Burada hemen ilave edelim, bu 6 hoca efendiler insaflı davrandılar, çoğu tercümelerde “anne” değil de<onun “yeri” Ateş veya çukurdur> derler, Anne kelimesinin yerine “Ateş” kelimesini alıyor, Kur'an da “Ateş” kelimesi “Nar” olarak geçer ve kelime arapçadır.

Tüm dünya insanı, İslam aydınına seslenerek; yaptığınız tercüme tamamen Kur’an ile çelişki içindedir, her şey tutarsız, Kur'an'ı bir saçma kitabına çevirdiniz, Kur’an’a inanılır bir taraf bırakmadınız diye haykırıp duruyor. İslam aydınının verdiği cevabı herkes bilir; onlar gavurdur, bizim iyiliğimizi istemezler de- onun için bizi ve İslam dinini karalayıp yıpratmak isterler, siz onları dinlemeyin- bizi dinleyin -derler.

Örnek 2; Bu ikinci örnekte günümüzde çokça anılan < Kefere > =kafir veya gavur diye bilinen bir kelimeyi alıyoruz.

<Kefere> kelimesi = kafir, gavur.
9/73
اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ   -يَاأَيُّهَا النَّبِيُّجَاهِدْ الْكُفَّارَ

Tercümesi; [ Ey peygamber! “Kâfirlere” ve münafıklara karşı cihat et,..]Ayet-te geçen [
الْكُفَّارَ ] kelimesi bazen <kafir > bazen <. gavur > olarak bilinir, çoğu kez ayrı anlamlar verilir.

"Bir ara tespit; Bir Kitap aynı dille tercüme edilemez. Bir Kitap kendi diliyle sadece açıklanır (tefsir edilir). Herhangi bir dilde yazılmış olan bir Kitap, tercüme edileceği zaman, tercüme edilecek Dil-de dillendirilir. Örneğin; 9/73 Ayet'inde gördüğümüz durumuyla, Kur'an metninde<Kâfir> olarak geçen kelime, tercümede de <kâfir> olarak veriliyor.

Eğer kelime yoksa o zaman ya bilinen kelimelerden yeni bir kelime geliştirilir veya karşıtı bulunmayan kelime alınır ve ne anlamda olduğu kısa cümle halinde verilir ve kitabın tümünde aynı anlam muhafaza edilir".

Aynı kelimeyi bir başka Ayet ile karşılaştıralım,
 

57/20 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَالْكُفَّارَ نَبَاتُهُ

Tercümesi; [.., tıpkı yağmurun bitirdiği ve “ziraatçıların” hoşuna gittiği gibi,..] bu Ayet'te geçen [
الْكُفَّار ] = < Küffar > kelimesi “ ziraatçı”olarak tercüme edilir. Daha önceki Ayet'te “gavur” olarak tercüme ediliyor, burada ki Ayet'te “ziraatçı” olarak tercüme edilir.

<<Tekrar ediyorum; Eylem (fiil) farklılıklarını anlam değişikliği için gerekçe gösterirler diye, kelimeleri kelimesiyle ve harekeleriyle bire bir örtüşün kelimeleri örnek veriyorum>>.

Yöneticimiz Yüce Allah aynı kelimeyi eylemde (fiilde) şöyle veriyor;
 

2/271   اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -وَيُكَفِّرُ عَنْكُمْ مِنْ سَيِّئَاتِكُمْ

Tercümesi; [.., Allah da bu sebeple sizin günahlarınızı (kefere) “örter”,..] birinci Ayet'te <kafir> = gavur 2. Ayet'te "ziraatçı" ve 3.Ayet'te "örtmek" anlamları veriliyor. Bu kelimeye daha başka anlamlarda verilir. Ama biz bu örnek ile yetinelim.

Üçüncü örnek; bu örnekte çok sevilen "Dost" kelimesini alıyoruz.
<Hemim> kelimesi = dost.
 

70/10   اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -وَلَا يَسْأَلُ حَمِيمٌحَمِيمًا  

 

Tercümesi; [“Dost”, “dostun” halini sormaz ] bu Ayet'te geçen "Dost" kelimesi, Kur'an'ın metninde eylemsel (fiil) durumuyla <hemimu-un (حَمِيمٌ ) ve hemime-en> (حَمِيمًا ) olarak geçer, Türkçesi de "Dost" olarak verirler. Gelenek dilde anlamı; <kıyamet gününün dehşetinden dost, dostun durumunu bilmek istemeyecek>.

Aynı kelime başka bir Ayet-te.41/34 
اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ فَإِذَا الَّذِي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَأَنَّهُوَلِيٌّ حَمِيمٌ

Tercümesi; [ İyilik kötülük bir olmaz. Sen en güzel tavırla önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki yakın bir “dost” olmuştur ] bu Ayet bu tercüme ile tüm Kur'an'ın hükmünü rafa kaldırır, o kadar yanlış tercüme ediliyor.
Ancak son cümlede geçen <sanki yakın bir “dost” olmuştur>,"yakın" kelimesi Ayet'te <.Veli> olarak gelir. Genelde tüm Kur'an da <Veli> (
وَلِيٌّ ) kelimesini çoğu–kez “dost” olarak tercüme ederler. Burada "dost" kelimesini =<hemimu-un> kelimesine yüklediler ve <Veli> kelimesine "yakın" anlamını yükleyerek tercüme ettiler. Tercüme, sadece tutarsızdeğil, hem de çelişkilidir.

 

Tüm Kur'an da <Veli> kelimesine “dost” derken burada <Veli> kelimesine “yakın” anlamını verdiler. 41/34 Ayet-in de <hemimu-un> [حَمِيمٌ ] kelimesine “yakın”ve 70/10 Ayet-inde <hemime-en> [ حَمِيمًا ] kelimelerine “dost” anlamını yükleyerek tercüme ederek hepsini birbirine karıştırdılar.

Bizim konumuzla alakalı olan aynı kelimenin farklı anlamlarla nasıl tercüme edildiğini –görmektir. "Dost" olarak tercüme ettikleri<hemimu-un> kelimesine başka bir Ayet'te başka bir anlam veriyorlar,
 

78/25   اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -إِلَّا حَمِيمًاوَغَسَّاقًا

Tercümesi; [Ancak “kaynar-su” ve irin tadarlar] bu Ayet^'te <Hemime-en>[
حَمِيمًا ] kelimesi – kaynar Su – olarak tercüme edildi. <Veli> kelimesine bir önce ki Ayet'te <dost> bu Ayet'te <. kaynar Su > anlamını veriyorlar, tabantabana zıt. Kaynar su nerde, dost nerde.

“Tekrar ediyorum; Eylem farklılıklarını anlam değişikliği için gerekçe gösterirler diye kelimeleri- kelimesiyle ve harekeleriyle bire bir örtüşün kelimeleri örnek aldık”.

Dördüncü örnek olarak kelimesi kelimesiyle ve harfleri harfleriyle örtüşen bir kelimede daha alalım.

<Şak> kelimesine = çok anlam yükletilir.
 

2/137   اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ - فَإِنْآمَنُوا بِمِثْلِ مَا آمَنتُمْ بِهِ فَقَدْ اهْتَدَوا وَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا هُمْ فِي شِقَاقٍفَسَيَكْفِيكَهُمْ اللَّهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ 


Tercümesi; [Eğer onlarda sizin inandığınız gibi inanırlarsa doğru yolubulmuş olurlar, dönerlerse “mutlaka anlaşmazlık içine düşmüş olurlar”. Onlara karşı Allah sana yeter. O işiten ve bilendir]. Bu Ayet'te geçen<şikakın> =[
شِقَاقٍ ] Ayetinin tercümesinde <mutlaka-anlaşmazlık-içine-girmiş-olurlar> diye 5 kelime ile oluşturulan bir anlam verildi.

<Şikakın> kelimenin içinde bulunduğu başka bir Ayet.

38/1+2  اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ - صوَالْقُرْآنِ ذِي الذِّكْرِ (2) بَلْ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ

Tercümesi; [Sad. Öğüt veren Kur-an-a yemin ederim-ki, küfredenler, (iddiaettiklerinin) aksine, bir gurur ve “tefrika” içindedirler] bu Ayet'te geçen <şikakın> [
شِقَاقٍ ] kelimesi, “tefrika” olarak tercüme edildi, <tefrika> arapçadır, bir arapça kelimesi öbür arapça kelimesi ile tercüme edilemez. Daha önceki Ayet'te; <şıkak> =<.mutlaka anlaşmazlık içine girmiş olurlar> bu Ayet'te <.şıkak>kelimesine <tefrika> anlamı verildi. <.tefrika> kelimesi Kur'an da<tefrika> olarak var-ken bu Ayette de aynı anlamı verdiler.
 

Bir Ayet daha: 41/52 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ كَانَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ ثُمَّ كَفَرْتُمْ بِهِ مَنْ أَضَلُّ مِمَّنْ هُوَ فِي شِقَاقٍ بَعِيد

Tercümesi; [ De-ki; ne dersiniz, Eğer o (Kuran) Allah tarafından ise,siz-de onu inkâr etmişseniz o zaman (haktan) uzak bir “ayrılığa düşenden” daha sapık kim vardır ] bu Ayet'te <şikakın> [
شِقَاقٍ ] kelimesi, <ayrılığa düşmek> olarak tercüme edildi.

Konu edindiğimiz 3 Ayet'te geçen < Şikak > kelimesine 1) mutlakaanlaşmazlık içine girmiş olurlar 2) tefrika 3) ayrılığa düşme anlamlarıverilir. Şikak kelimesi Kur'an da 40 kere tekrarlanır ve çok farklı anlamlar verilir. Merak eden okuyucu kardeşler için Ayet sayılarını ve verdikleri “farklı “ anlamlarını veriyorum.

1. 2/74 çatlamak                                 2. 2/137 anlaşmazlık içine girmek.
3. 4/35 açılma.                                     4. 4/115 karşı çıkmak.
5. 9/42 meşakkat.                                6. 11/89 karşı düşmanlık.
7. 11/105 bedbaht.                              8. 13/34 şiddetli.
9. 16/7 güçlüklere katlanmak.       10. 19/90 yarılmak.
11. 20/2 güçlük çekmek.                   12. 20/117 sonra yorulup, sıkıntı çekmek.
13. 22/53 ayrılık içinde olmak        14. 23/106 azgınlık.
15. 28/27 ağırlık vermek.                 16. 38/2 tefrika içine düşmek.
17. 41/52 ayrılığa düşmek.               18. 87/11 kötü kimse.


Başka bir örnek kelime; İçinde <Haram> kelimesi bulunan bir Ayet;
 

2/217 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - يَسْأَلُونَكَ عَنْ الشَّهْرِ الْحَرَامِ قِتَالٍ فِيهِ قُلْ قِتَالٌ فِيهِ كَبِيرٌ وَصَدٌّ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَكُفْرٌ بِهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ

 

Tercümesi; [ Sana haram ayı, yani onda savaşmayı soruyorlar. De-ki; Oayda savaşmak büyük bir günahtır. (İnsanları) Allah yolundan çevirmek, Allah’ı inkâr etmek, Mescid-i Haram’ın ziyaretine mani olmak ve halkını oradan çıkarmak ise Allah katında daha büyük günahtır...] bu Ayet'te geçen <Haram> [الْحَرَامِ] kelimesi bir seferinde <haram > = yasak olarak, bir keresinde de [الْحَرَامِ] < Mescidi Haram> =“haram mescit” olarak tercüme edildi. Kağbeye “haram mescit” diyor.

Bu 5 örnekte gördüğümüz gibi, aynı kelimeye ne kadar farklı, tutarsız, çelişkili ve Kur'an'ı rafa kaldıran anlamlarla tercüme edildi.

<< Ara bir hatırlatmak; Okuyucu kardeş; burada gördüğün ve göreceğin gibi Kur'an hep çelişkili ve tutarsız tercüme ediliyor. Bu konuyu- eline geçireceğin tüm Kur'an meallerinde kendin incele ve lütfen herkesle ve her yerde tartışmaya aç. Günah işlerim diye korkma, sen hayır işleyeceksin. Sen fazladan ve kafadan bir şeyler söylemeyeceksin. İşte açıktan açığa yapılan tercümeler, hangi meali alırsan al, hepsi hemen- hemen aynıdır.

Tekrar edelim; Kur’an’ın kendisi çelişkili ve tutarsız değildir, çelişki vetutarsızlık- tercümecilerin kafasında vardır.

İslam dünyasının başına gelen tüm sıkıntılar, hep bu yanlış tercümelerin yüzünden geliyor, yetsin artık Yüce Allah'a yapılan yalan ve iftiralar>>. 

 

Şimdi de eylemsel (fiilsel) değişikliklere uğrayan kelimelere verilen farklı anlamlı birkaç kelime alalım.

Eylemsel farklılık = bir kelimenin konuşma süreci içinde uğradığı değişiklikler–demek oluyor. Örnek olarak bir Kök (mastar) kelime alalım; “gelmek”. “Gelmek”kelimesi emirde üç harf kaybeder ve – gel – olur. Üç harf kaybetti diye anlam değişikliğine uğramaz, anlam sabit kalır. Eylemsel değişiklik; eyleyiş zamanını ve eyleyicinin sayısını verir, Anlam değişikliği vermez.

“Gel” kelimesi haberde – gelmektedirler – olarak gelince 11 harf eklenerek uzunca bir kelimeye dönüşür, buna rağmen kelimenin anlamı sabit kalır ve hep – gelmeyi– dillendirir. Kelime, eylemsel değişiklerle anlam değiştirmez. Bu durum sadece Türkçede değil, bilinen tüm Dünya dillerinde böyledir. Örneğin; Gelmek = gel, geldi, gelecek, geliyor, gelmişti, geleceklerdi, gelselerdi-ya, geleceklermiş–şeklinde uzarda gider. Tüm bu eylemsel değişiklikler- kelimenin “Kök” anlamını değiştirmez. Kur'an’da da böyledir, üstelik Kur'an, yaşamsal ve bilimsel konuşur.
 

 

Eylemsel değişikleri yüzünden kendilerine faklı anlam verilen bazı kelimeleri örnek alıyoruz.

Birinci örnek; Çokça okunan Fatiha süresinde ki < Dal-lin > kelimesi

1/7
اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ - صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ
Tercümesi; [Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yoluna; gazaba uğramışların ve “sapmışların” yoluna değil] Bu Ayet'te geçen <Dal-lin > kelimesi “sapmış” olarak tercüme edildi.

Ayni kelimeye başka bir Ayet'te eylemsel olarak başka bir anlam;
 

32/10 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَقَالُوا أَئِذَا ضَلَلْنَا فِي الْأَرْضِ أَئِنَّا لَفِي خَلْقٍ جَدِيدٍ بَلْ هُمْ بِلِقَاءِ رَبِّهِمْ كَافِرُونَ


Tercümesi; [Toprağın içinde “kaybolduğumuz” zaman, gerçekten biz-mi yeniden yaratılacağız? Deler”. Doğrusu onlar Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler ].Bu Ayet'te geçen <Dal-lin> kelimesi <.kaybolmak> anlamıyla tercüme edilir. Daha önceki Ayet-te <sapmış> bu Ayet'te <.kaybolmuş> olarak tercüme edilir.

Yaratıcımız ve Yöneticimiz Yüce Allah aynı kelimeyi eylemde şöyle işler;
 

93/7 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَوَجَدَكَ ضَالًّا فَهَدَى

Tercümesi; [“Şaşırmış” bulup-da yol göstermedi-mi] Bu Ayet'te<Dal-lin> kelimesine <.şaşırmış> anlamı veriliyor. Yaratıcımız Yüce Allah peygamberimiz Muhammed’e; seni şaşırmış bulup da yol getirmedim-mi –diye sitemde bulunur. Hâlbuki peygamberimiz sevgili Muhammet şaşırmış olmadığını şu Ayet'te görüyoruz.

53/2  اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى


Tercümesi; [Arkadaşınız “sapmadı” ve batıla inanmadı] bu Ayet'te geçen<batıl> kelimesi Kur'an da çokça <batıl> olarak geçer, ancak bu Ayet'in içinde bu <batıl> kelimesi yok ama tercümesinde vardır.<Dal-lin> kelimesi de "sapmış" olarak tercüme edildi. Bir önceki Ayet'te "şaşırmış" bu Ayet'te "sapmış".

Onların tercüme akışı içinde <sizin arkadaşınız şaşırmadı> olması gerekirken bunu da çok görerek <sapmadı> olarak anlatıyorlar. Üstelik peygamberimiz Yüce Allah'ın yüce huzuruna çıkmış- nereye sapabilirdi ki. Hiç değilse "şaşırmadı" olarak tercüme etselerdi.

Birde peygamberimiz büyük tüccardı ve ailesi daha önce Hıristiyan idi. Üstelik başka Ayet'te yüce Allah buyuruyor; ben sapmışlardan peygamber yapmam. Dolayısıyla bu Ayet'in tercümesi yanlışın ötesinde, Kur'an ile taban tabana zıt.

 

Şimdi de Kur'an da <Hadid > ve Türkçe-de “Demir” olarak tercüme edilen kelimeyi alıyoruz. Kur’an da <Hadid> kelimesi = Demir anlamındadır.

57/25  اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَأَنْزَلْنَا الْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ


Tercümesi; [... Biz “demiri de” indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır..] bu Ayet uzun olduğundan bir cümlesini aldım, gerekli gören Kur'an dan tümünü okusun. Bu Ayet'te <Hadid>kelimesi, "Demir" olarak tercüme edildi.

Bu Ayet'te bizim için önemli olan "Demir" kelimesidir. Yaratıcımız Yüce Allah buyuruyor ki: < Biz size “Demir” indirdik > Demir kelimesi Kur'an da <.Hedid> olarak geçer. Eylemde (fiil çekiminde) Hadde, hedidun, Hudut olarak çeşitli Ayetler de yer alır.

Aynı kelime başka bir Ayet'te. Ayet'i kısa alıyoruz
 

33/19 اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ - فَإِذَاذَهَبَ الْخَوْفُ سَلَقُوكُمْ بِأَلْسِنَةٍ حِدَادٍ أَشِحَّةً عَلَى الْخَيْرِ

Tercümesi; [... Korku gidince ise, mala düşkünlük göstererek sizi “sivri” dilleri ile incitirler...] bu Ayet'te "Demir" kelimesi"sivri" olarak tercüme ediliyor, “sivri” -dil.

<Hadid> kelimesi başka bir Ayet’te;

9/63 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -أَلَمْ يَعْلَمُوا أَنَّهُمَنْ يُحَادِدْ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَأَنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدًافِيهَا ذَلِكَ الْخِزْيُ الْعَظِيمُ

Tercümesi; [(Hala) bilmediler mi ki, kim Allah ve Resulüne “karşı koyarsa” elbette onun için, içinde ebedi kalacağı cehennem ateşi vardır. İşte bu büyük rüsfaylıktır] bu Ayet'e de “Demir” = “karşı koymak” olarak tercüme ediliyor.
<Hadid> kelimesi başka bir Ayet’te;

4/13 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ وَمَنْ يُطِعْ اللَّهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

Tercümesi; [Bunlar, Allah’ın (koyduğu) “sınırlardır”. Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse Allah onu, zemininde ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; orada devamlı kalıcıdırlar; işte büyük kurtuluş budur]. Bu Ayet'te Demir, "sınır" olarak tercüme edildi.

Başka bir Ayet; 50/19
اَعُذُباِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ - وَجَاءَتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّ ذَلِكَ مَا كُنْتَ مِنْهُ تَحِيدُ

Tercümesi; [Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir de; İşte (ey insan) bu, senin “öteden beri kaçtığın şeydir”, denir] bu Ayet'te Demir "öteden beri kaçtığın şeydir = “kaçılan şey” olarak tercüme edildi.

Aynı kelime başka bir Ayet’te;
 

50/22   اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - لَقَدْ كُنْتَ فِي غَفْلَةٍ مِنْ هَذَا فَكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَاءَكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَدِيدٌ


Tercümesi; [Andolsun sen bundan gaflette idin; derhal biz senin perdeni kaldırdık. Bugün artık gözün “keskindir” (denir)] bu Ayet'te “Demir” kelimesi "keskin" olarak tercüme edildi, aslında <bugün artık gözün “demirdir”> diye tercüme edilmeli idi, ancak bu aklına yatmamış, kafasına göre <keskin> demiş. Kur'an dilinde her ikisi deyanlıştır, Ayet'in bilimsel olarak açıklanması gerekir.

“Demir” kelimesi ile alakalı 6 Ayet sıraladık, bu Ayetler de bulunan “Demir”kelimesi 1. Demir 2. sivri 3. karşı koyma 4. sınır 5. kaçılan şey 6. keskin–olarak anlamlaştırıldı. Bu kelimelerin hiçbiri “aynı kökten gelmiyor ve anlamları birbirini tutmuyor.

Daha iyi anlaşılması bakımından iki örnekleme; birinci örnek; Parmak, kalınparmak, kısa parmak, uzun parmak, ince parmak = hepsi aynı anlamı vermez amaaynı kökten kaynağını alır. 2. örnek; Karartı, karanlık, Gece = aynı kökten geliyor ama birbirini tuttuğu halde “aynı anlamı vermez”.

Konu edindiğimiz tüm Ayetler de, hiçbir kelime örneklemede verdiğim kurallara uymuyor, bu demek oluyor ki, bu Ayetler de yapılan tercümelere verilen anlamlar, tamamen kafadan uydurma ve keyfiyet içinde veriliyor. Yapılan Ayet tercümeleri, tercüme kurallarına uymuyor ve tercüme mesleğiyle de taban tabana zıt.


Şimdi örnek olarak alacağimiz kelime <Selat> kelimesi, anlamı = Namaz
Namaz diye bildiğimiz tartışma götürmez < Selat > kelimesini alıyoruz. 

 

4/103  اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ - فَإِذَاقَضَيْتُمْ الصَّلَاةَ فَاذْكُرُوا اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِكُمْ فَإِذَا اطْمَأْنَنتُمْفَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَكِتَابًا مَوْقُوتًا   

 

Tercümesi; [“Namazı” bitirince de ayakta, otururken ve yanınız üzerinde yatarken (daima) Allah’ı anın. Huzura kavuşunca da “namazı” dosdoğru kılın; çünkü “namaz” müminler üzerine vakitleri belli bir farzdır] bu Ayet-te namaz = < Selat > üç kere tekrarlanıyor ve her seferinde <Namaz > olarak tercüme edildi.

<Selat> kelimesi başka bir Ayet’te:

9/103
اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ - خُذْمِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِمْ بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْإِنَّ صَلَاتَكَ سَكَنٌ لَهُمْ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

Tercümesi; [Onların mallarından sadaka al; bununla onları (günahlarından)temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin. Ve onlar için “dua” et. Çünkü senin“duan” onlar için sükûnettir (onları yatıştırır). Allah işiten,bilendir] bu Ayet-in bu tercümesi hem İslam dinini ve hem-de insanı küçükdüşürüyor. Yüce Allah peygamberimize sadaka toplamayı emrediyormuş < ve onları temizle > peygamberimiz birilerini temizleyecekmiş. Peygamberi hem dilenci ve hem-de temizleyici yaptılar. Üstelik temizlediklerini <onları arıtıp yüceltesin > = o temizleyeceklerini kendinden üstün tut.

Bu Ayet-te < Selat > kelimesi 2 kere geçer ve < dua > olarak tercüme edilir. “Dua” kelimesi Kur’an da < Dua > olarak geçer. Buda şu demek oluyor; bir Kur’an’ın kelimesini, öbür Kur’an kelimesiyle tercüme ederler. Keyiflerine nasıl geliyorsa öyle yaparlar.

Aynı kelime başka bir Ayet’te:

33/56
اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -إِنَّ اللَّهَوَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّواعَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

Tercümesi; [Allah ve melekleri, Peygambere çok “Selat” ederler. Ey müminler! Siz de ona “selevat” getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin]. Yapılan bu tercüme ile şu anlatıyor; Yaratıcımız yüce Allah ve melekleri acizler, peygambere “Selat” okumaktan başka çareleri kalmadı. Bize-de; ne olur Müslümanlar, siz-de ona “Selat” okuyun –buyuruyor. Yaratıcımız yüce Allah peygamberimize neden <Selat> okusun?

Baka bir Ayet:

52/16
اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ - اصْلَوْهَافَاصْبِرُوا أَوْ لَا تَصْبِرُوا سَوَاءٌ عَلَيْكُمْ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Tercümesi; [ “Girin” oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık sizin için birdir. Siz ancak yaptıklarınızın karşılığına çarptırılacaksınız ]. Bu Ayet-te < Selat > kelimesi <. girin > anlamıyla tercüme edildi.Ateşin olduğu yere “girin”  (Selat) dendi.

<Selat> kelimesi başka bir Ayet’te;

69/31
اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -ثُمَّ الْجَحِيمَ صَلُّوهُ

[Sonra alevli ateşe “atın” onu] bu Ayet-te Selat kelimesi < atın >anlamıyla tercüme edildi.

Namaz ile alakalı son bir Ayet: 74/26 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -سَأُصْلِيهِ سَقَر


Tercümesi; [Ben onu sekara (cehenneme) “sokacağım”] bu Ayet-te-de< Selat > kelimesi “sokmak” olarak tercüme edildi. <Selat> kelimesi Kur’an da daha başka anlamlarla-da tercüme edilir, biz bu kadarıyla yetinelim.

Sonuç; <Selat> kelimesine 6 Ayet-te 6 ayrı anlam veriliyor 1. Namaz 2. Dua 3. Selevat 4. girmek 5. atmak 6. sokmak. Dolayısıyla yapılan tüm tercümeler Kur’an ile yakından ve uzaktan bir örtüşme göstermiyor, hepsi kafadan uydurup keyfe göre tercüme edildi. Hepsini kafadan uydurup yaratıcımız Yüce Allah'a-aiftira ediyorlar.

Bir ara bilgilendirmek; Sadece tek olarak aldığımız kelimeler yanlış tercüme edilmiyor, Ayet-lerde bulunan diğer kelimeler-de doğru tercüme edilmiyor, hepsi aynı yanlışlık içinde tercüme edilir. Tek olarak aldığımız Ayet-in içinde bulunan öbür kelimelerini bir-bir alıp incelesek hepsinin aynı yanlışlıkta olduğunu görürüz.

Sıradan bir kelime daha alalım, Kur’an da Cünüp kelimesi Türkçe-de“cenabet” olarak bilinir.

 

Örnek Ayet:

3/191 اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ - الَّذِينَيَذْكُرُونَ اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِهِمْوَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذَابَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

Tercümesi; [Onlar, ayakta dururken, otururken, “yanları üzerine yatarken” (hervakit) Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derindüşünürler (ve şöyle derler;) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tespih ederiz. Bizi cehennem azabından koru].

Bu Ayet-te < cünüp > kelimesi “yanları üzerine yatarken” anlamıyla tercüme edilir. Her ne kadar-da bu 3 kelime tek bir kelime anlamı verebiliyorsa-da “yan üzere yatmanın” ne olduğu belli değil. İnsan, karnıüzerine yatar, arkası üzerine yatar, sağ kolu üzerine yatar, sol kolu üzerineyatar ama “yan üzerine yatmak” denince neresi olur acaba? bilinmez.

<Cünüp> kelimesi, başka bir Ayet’te;
 

4/36 اَعُذُباِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَاعْبُدُوا اللَّهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًاوَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِوَالْجَارِ ذِي الْقُرْبَى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِالسَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَمُخْتَالًا فَخُورًا

 

Tercümesi; [Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, “uzak” komşuya,“yakın” arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara (köle, cariye,hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez].

 

Bu Ayet-te < cünüp > kelimesi iki kere tekrarlanır 1. <“uzak” komşuya > = cünüp komşuya 2. < “yakın”arkadaşa > = cünüp arkadaşa iyi davranın. İki kere tekrarlanan < cünüp> kelimesi ile cümlenin tercümesi; < cünüp komşuya ve cünüp arkadaşa iyi davranın > olarak tercüme edeceklerdi, görüldüğü gibi bu hesaplarına gelmedi ve < cünüp > kelimesine bir keresinde “uzak” ve bir keresinde “yakın”diye anlam verdiler. 

 

Ayni kelime başka bir Ayet’te:
4/43
اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -يَاأَيُّهَا الَّذِينَآمَنُوا لَا تَقْرَبُوا الصَّلَاةَ وَأَنْتُمْ سُكَارَى حَتَّى تَعْلَمُوا مَاتَقُولُونَ وَلَا جُنُبًا إِلَّا عَابِرِي سَبِيلٍ حَتَّى تَغْتَسِلُوا

Tercümesi; [Ey iman edenler! Siz sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar–“cünüp” iken de – yolcu olan müstesna- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın...] bu Ayet-te < cünüp > kelimesinin ne anlama geldiğini kesinleştiriyor. < cünüp iken = eşiniz ile şehvi ilişkide bulunur ve “belleri” gelir ise- namaza yaklaşmasın – ta-ki yıkanırsınız >. Bu Ayet ile-de, cünüp olanın yıkanmasının farz olduğunu bildiriliyor.

Son bir Ayet:

39/17  
اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -وَالَّذِينَ اجْتَنَبُواالطَّاغُوتَ أَنْ يَعْبُدُوهَا وَأَنَابُوا إِلَى اللَّهِ لَهُمْ الْبُشْرَىفَبَشِّرْ عِبَادِي

Tercümesi; [Tağut’a kulluk etmekten “kaçınıp”, Allah’a yönelenlere müjde vardır...] bu Ayet-te ki “kaçınma” kelimesi < cünüp > kelimesinin yerine kondu, yoksa <. tağut-a kulluk etmekten “ cünüp” olun > diyetercüme etmeleri gerekirdi.

Görüldüğü gibi <Cünüp> kelimesini 4 ayrı Ayet-te 4 farklı anlamlarla tercüme edildi 1. yanları üzerine yatmak 2. a) “uzak” ve b) “yakın” 3. “Cenabet” olmadurumu 4. “kaçınma”. Böylece 4 ayrı Ayet-te verilen 4 anlam ne Ayetin anlamını veriyor ve ne-de kelimeler bir kökten geliyor, hepsi birbirine taban tabana zıt anlamlı.

“Cünüp” kelimesi, Kur’an da 33 kere tekrarlanır ve 13 farklı anlamverilir, ilgi duyan okuyucu kardeşler için Ayet sayılarını ve kelimelerin farklı anlamlarını veriyorum –inceleye-bilirler.

1. 3/191 yan üzerine yatmak.         2. 4/31 kaçınmak.
3. 4/36 yakın.                                       4. 4/43 cünüp.
5. 5/90 uzak.                                        6. 9/35 yan.
7. 16/36 sakınmak.                           8. 17/68 taraf.
9. 17/83 yan çizmek.                       10. 28/44 yön.
11. 28/46 yanında olma.                12. 32/16 vücut
13. 39/56 aşırı gitmek.

 

Çok diğimiz ve çokça söylediğimiz < Ruh > kelimesini alıyoruz.

<Ruh> kelimesi de türkçeleştirilmiş bir kelimedir, dolayısıyla Kuran-da<Ruh>, Türkçe-de <Ruh> olarak bilindiği için ne anlam taşıdığı belli değil. Kuran dilinde ki anlamı başkadır. Birkaç örnek:

Önce Ayet’in içinde <Ruh> olarak bildirildiği Ayet:
 

32/9 اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ - ثُمَّسَوَّاهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِنْ رُوحِهِ وَجَعَلَ لَكُمْ السَّمْعَوَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلًا مَا تَشْكُرُونَ

Tercümesi; [Sonra onu tamamlayıp şekillendirilmiş, ona kendi “ruhumdan”üflemiştir. Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!] bu Ayet, İnsan “ruhundan” bahsediyor.

Birkaç Ayet alıyoruz;
 

8/46 اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ - وَأَطِيعُوااللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَرِيحُكُمْ وَاصْبِرُوا إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ

Tercümesi; [Allah ve Resulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da “kuvvetiniz” gider. Birde sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir] Bu Ayet-te <Ruh> kelimesi, “kuvvet”olarak tercüme edildi. Kuvvet kelimesi, Kur'an da <Kuvvet> olarak geldiği halde <Ruh>kelimesine de, "kuvvet" dediler.


12/87 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -يَابَنِيَّ اذْهَبُوافَتَحَسَّسُوا مِنْ يُوسُفَ وَأَخِيهِ وَلَا تَيْئَسُوا مِنْ رَوْحِ اللَّهِإِنَّهُ لَا يَيْئَسُ مِنْ رَوْحِ اللَّهِ إِلَّا الْقَوْمُ الكَافِرُونَ

Tercümesi; [Ey oğullarım! Gidin de Yusuf’u ve kardeşini iyice araştırın, Allah’ın “rahmetinden” ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın “rahmetinden” ümit kesmez ] bu Ayet-te-ki < Ruh > kelimesi,“merhamet” olarak tercüme edildi. Merhamet kelimesi ise- Kur’an da aynen<merhamet > olarak vardır, Besmele de, iki tane “Rahmet” kelimesi vardır.

12/94
اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -وَلَمَّا فَصَلَتْ الْعِيرُقَالَ أَبُوهُمْ إِنِّي لَأَجِدُ رِيحَ يُوسُفَ لَوْلَا أَنْ تُفَنِّدُونِي

Tercümesi; [Kafile (Mısır’dan) ayrılınca, babaları (yanındakilere); Eğer bana bunamış demezseniz inanın ben Yusuf’un “kokusunu” alıyorum! Dedi] bu Ayet-te < Ruh > kelimesine, “ koku” anlamı verildi.

15/22
اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ - وَأَرْسَلْنَاالرِّيَاحَ لَوَاقِحَ فَأَنْزَلْنَا مِنْ السَّمَاءِ مَاءً فَأَسْقَيْنَاكُمُوهُوَمَا أَنْتُمْلَهُ بِخَازِنِينَ

Tercümesi; [Biz, “rüzgarları” aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirdik. (Biz bunları yapmasaydık) siz onu (yeterli) suyu depolayamazdınız] bu Ayet-te < Ruh > kelimesi, “Rüzgar” olarak tercüme edildi.

16/6
اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -وَلَكُمْ فِيهَا جَمَالٌحِينَ تُرِيحُونَ وَحِينَ تَسْرَحُونَ

Tercümesi; [Sizin için onlardan ayrıca akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken bir güzellik (bir zevk) vardır] bu Ayet-te Koyun ve ineklerden bahsediliyor = < Sabahleyin meraya yürütürken ve akşamleyin eve toplarken onlar sizin için bir güzellik saçarlar >. Bu Ayet-te Ruh> kelimesine, “akşamleyin getirirken” olarak tercüme edildi.

56/89
اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌوَجَنَّةُ نَعِيمٍ

Tercümesi; [Ona “rahatlık”, “güzel rızık” ve Naim cennetleri vardır] bu Ayet-te < Ruh > kelimesi iki kere bir- bir peşine gelir ve birincisi “rahatlık”ve ikincisi “güzel rızık” olarak tercüme edildi.

< Ruh > kelimesine daha başka anlamlar da –verilir, ancak burayaaldığımız 7 Ayet-te geçen < Ruh > kelimesine 1. insan ruhu 2. Kuvvet 3.Merhamet 4. Koku 5. Rüzgâr 6. Akşamleyin getirme ve 7. a) rahatlık b) güzel rızıkolarak 8 farklı anlam-la tercüme edildi. Okuyucu kardeş; bu tercümeyianlayabiliyorsan –hadi anlat.

 

Şimdi Kur’an da geçen <Ğerede> kelimesini alalım.

< Ğerde > kelimesi 79 kere Kur’an da yer alır ve çok farklı anlamlara maruz kalır, onlar dan birkaç tane alıyoruz.
 

2/31  اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ - وَعَلَّمَآدَمَ الْأَسْمَاءَكُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلَائِكَةِ فَقَالَ أَنْبِئُونِي بِأَسْمَاءِ هَؤُلَاء إِنْ كُنتُمْصَادِقِينَ

Tercümesi; [Allah Adem’e bütün isimleri öğretti. Sonra onları önce meleklere “arzedip”; Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi ] bu Ayet-te < Ğerede > kelimesi, “arz etmek” olarak tercüme edildi.
 

Bu yapılan tercümede yığın yığın hakaret ve iftiralar var. Yaratıcımız yüce Allah Meleklere demiş:  sizi yalancılar (Melekler), eğer yalancı değilde sözünüzde sadık iseniz- bana şunların isimlerini bildirin. Bu tercümeleri yapanlar, Meleklerin yüzüne nasıl bakacaklar.

3/133
اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ - وَسَارِعُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْوَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ

Tercümesi; [Rabbinizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olup “genişliği” gökler ve yer kadar olan cennete koşun] bu Ayet-te <Ğerede> kelimesi, “genişlik” olarak tercüme edildi.

6/4
اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ - وَمَاتَأْتِيهِمْ مِنْ آيَةٍ مِنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ

Tercümesi; [Rablerinin ayetlerinden onlara bir ayet gelmeye dursun, o ayetlerden ille de “yüz çevirirler”] bu Ayet-te ki < Ğerede>kelimesi, “yüz çevirmek” olarak tercüme edildi.

Görüldüğü gibi < Ğerede > kelimesi üç Ayet-te farklı anlamlarla tercüme edildi, 1. arz etmek 2. genişlik 3. yüz çevirmek, üçüne de ayrı anlamlar veriyor. <Ğerede > kelimesine verilen farklı anlamları süre ve Ayet sayılarını vererek ilgi duyan okuyucu kardeşlere sunuyorum.

Hangi meal ve tefsirlere bakarsanız bakın, sonuç çok az farkla aynı sayıdan aşağı düşmeyecek. Bazı meal ve tefsirlerde anlam sayısı 45 kadar yükselebilir, merak eden okuyucu kardeşler lütfen incelesinler.

Kur’an da 79 kere tekrarlanan < Ğerde > kelimesine verilen faklı anlam Ayetleri;

1. 2/31 arz etmek.                                  2. 2/83 yüz çevirmek.
3. 2/74 engel koymak.                        4. 2/235 üstü kapalı biçimde.
5. 3/23 caymak.                                    6. 3/133 genişlik.
7. 4/16 artık onlara ceza verip eziyet etmekten vazgeçmek.
8. 4/63 aldırmamak.
9. 4794 geçici menfaat.                     10. 4/135 kaçınmak.
11. 5/68 uzak durmak.                       12. 7/169 iki kere; a) değersiz mal b) menfaat.
13. 8/67 geçici mal.                            14. 9/42 dünya malı.
15. 9/76 sözden dönmek.                16. 9/95 vazgeçmek.
17. 12/105 yüz çevirip geçmek.   18. 17/28 yüze bakmamak.
19. 17/67 dönmek.                             20. 18/48 huzura çıkartılma.
21. 18/57 sırt çevirmek.                   22. 18/100 a) yüz yüze b) getirmek.
23. 32/30 bırakmak.                          24. 33/72 teklif etmek.
25. 38/31 sunmak.                              26. 40/46 sokulmak.
27. 41/51 durmak.                              28. 42/45 arz olunmak
29. 46/24 a) yayılan b) yaygın.
 

 

Dolayısıyla < Ğerede > kelimesine 30 ile 50 arası farklı tutarsız ve yersiz anlamlar verilir. Bir kelimeye 50 anlam vermek. 

Sorulduğunda; neden bir kelimeye bu kadar değişik anlamlar veriyorsunuz, cevap olarak; efendi! Kur’an kelimeleri çok zengin kelimeler, onların mecazı anlamları varmış, ıstılahı anlamları varmış, yaz ve kış anlamları varmış, sonbahar ve ilkbahar anlamları, eğlence anlamları ve daha ne tür anlamları varmış –derler.

<< Yeniden dikkatleri bir konuya çekmem gerekiyor; sadece Ayet-lerin içinde örnek olarak aldığımız kelimeler çok anlamlı tercüme edilmiyor, Ayet-in diğer tüm kelimeleri-de aynen böyle çok anlamlı ve tutarsız tercüme edilir. Bir Ayet-in içinde bulunan kelimeleri tam açmak için çok sayfalar yazmam gerekeceği için, konu dağılır endişe ile sırası gelince daha ilerde açıklayacağım İnşa-Allah >>.

Bir ara bilgilendirme; bir kelimeye bir anlamdan başka anlam verilemez, çünkü yok-da ondan. Bir kelimenin tek anlamı olur. Diğer bir deyişle; bir kelimenin iki anlamı olmaz = iki anlamlı kelime yoktur –olamaz. Bir kelimenin tek anlamlı olduğunu- Kur’an’ın kendisi bildiriyor ve Kur’an’ı sadece tek anlam ile tercüme etmeyi emrediyor.

“Kelime” sözü, Kur’an dan alınma bir kelimedir, tüm Dünya dillerinde kikarşılığı < Bili-koyuş-tur >, bir <. Bili-koyuş > ne olduğunu =ne görev yaptığını bildirir, bilgi koyuşu = Bili-koyuş.

Bundan dolayı Kur’an da “İsim” diye bildiğimiz “İsim” yoktur. Kur’an da geçen tüm kelimeler birer < Bili-konuşturlar >, yaşamdan bir parçadırlar veyabir yaşam parçası taşırlar.

Böylece Kur’an bize; nasıl konuşacağımızı da –öğretiyor, sadece biz Müslümanlara değil, tüm insanlığa nasıl konuşulacağını öğretiyor.

Bir < Bili-koyuş> yaşamdan bir yapı = görev bildirir, örneğin; “Sandalye" bir isimdir, Kur’an da İsim geçmediği için karşıtı < Oturak-dır >çünkü sandalyenin görevi oturulmaktır. Kur’an da her şey göreviyle anılır.Yaratılanlar kavramlarla değil- görevleriyle anılırlar.

Sandalye yerine, görevi olan < Oturak > “kök anlam” olarak alınır ve çoğaltılmış < Oturaklara > göre geliştirilir, örneğin; yaylı oturak, ikili oturak, üçlü oturak, meşinli oturak, salıncaklı oturak, köşe oturak vs.bütün bunların hepsi birer bili-konuştur,  ne yaptıklarını < bildirirler >= Bili-konuş.

Bu <bili-konuşları> yeniden anlamlaştırmak gereği kalkmıştır, çünkü yaratılan her şey, tek bir görev-de bulunur. Bir kalem hem yazar ve hemde tarlada kazmaz, kazmak başka bir görev- yazmak başka bir görev. Kazmak =kazmalığını < bildirir > Kalem ”yazmalığını” < bildirir >. Eğer birkaleme hem “Kalem” hem-de “Kazma” derseniz o zaman yaşamı birbirine karıştırırsınız. Ne anlatmak istediğinizi anlata-bilirsiniz nede dediğinizi karşıda-ki anlar, böylece işi kargaşaya boğarsınız, günümüzde Kur’an ile -buyapılıyor.

Güneş Işık veriyor diye güneşe “Lamba” diyemeyiz, Güneş başka şey Lamba başkaşey, böylece lambaya hem Güneş anlamını hem-de Lamba görevi, dolayısıyla anlamı verilemez. Taşlar yeri yerine konacak. Yoksa Dil kargaşaya dönüştürülür, böylece insanlar hep yanlış anlar ve koca Güneş’i Lamba sanmaya başlar. Öyle olunca-da binlerce kelimelere gerek kalmaz, bir kelime veya birkaç kelimeyei stedikleri kadar anlam yüklesinler ve anlatabildikleri kadar anlatsınlar, şayet birileri anlaya-bilirse.

Sonuç; bir <kelimenin> tek görevi olduğundan tek anlamı olur. İki anlamlı kelime yoktur ve olamaz. Öyle olsaydı, o zaman kelimelerin bir görevi = anlamı kalmaz ve öylece konuşmanın-da amacı biter. İki görev = anlam bir <kelime> olamaz, iki anlam küçük bir cümle olur.

Ancak, kafadan uydurulmuş kavramların ne anlama gelebileceklerini anlatmak için sözlükler- de, sözlüklerin yazarı “kelimeleri” farklı cümlelerin içinde işleyerek onların ne anlama gelebileceğini okuyucusuna anlatmaya çalışır. Eğer kelimeler <Bili-konuş> halinde biliniyorsa- örneğin; “sandalye” yerine“Oturak” denirse, o zaman onları yeniden izah etmeye gerek kalmaz.

Hemen ilave edelim; sözlüklerin görevi kelimeleri çokça anlamlaştırmak değildir. Bir sözlük-le- bir milletin konuştuğu “dilin” nekadar kelimelere sahip olduğunu tüm vatandaşlarına bildirir ve herkesçe öğrenilmeleri sağlar ve öylece kelimelerin unutulup yok olmalarını önler = sözlük. Geniş bilgi; “Yaratıcımız yüce Allah: Kur’an’ı yeniden veriyor” adlı kitaptan ala-bilirler.

Şimdi yapılan tercümelerin ne kadar keyfi ve sorumsuzca tercüme edildiğini görmek için bir kelime alalım.

 

Tüm dünyada tartışma götürmez bir düzeyde bilinen ve tanınan <Helal> kelimesini kısaca ele alalım. <Helal> kelimesinin ne olduğunu ve ne anlam taşıdığını bilmeyen kimse yok. Kelime her ne kadar-da arapça ise tüm İslam dünyası, bu kelimeyi olduğu gibi bilir ve < Helal > kelimesinin anlamını, yasağın karşıtı olarak kabul eder.

< Helal > kelimesini içeren bir Ayet alıyoruz;
 

5/2 اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ - يَاأَيُّهَاالَّذِينَ آمَنُوا لَا تُحِلُّوا شَعَائِرَ اللَّه وَلَا الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلَا الْهَدْيَ وَلَاالْقَلَائِدَ وَلَا آمِّينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنْ رَبِّهِمْوَرِضْوَانًا وَإِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُو

Tercümesi; [Ey iman edenler! Allah’ın (koyduğu dini) işaretlerine, haram aya, (Allah’a hediye edilmiş) kurbana, (ondaki) gerdanlıklara, Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-i Haram’a yönelmiş kimselere (tecavüz ve) saygısızlık etmeyin. İhramdan çıkınca avlanabilirsiniz...]. Bu tercümeyi cümleler halinde ayıralım. < Ey iman edenler! Allah’ın işaretlerini> cümledeki “işaretlerini” kelimesinin Ayet-te-ki karşıtı <Şeğaire-dir >. Bu kelime genel olarak “şuur”, “şair” olarak bilinir. <Şeğair > kelimesi Kur’an da 40 kere tekrarlanır ve en az 13 ayrı anlamverirler. Türkçe-de çoğu kez; Şuurlu veya şuursuz bir kimse –şeklinde bilinir.

Hemen hatırlatmam gerekir; bu < Şeağir > = Şuur kelimesine verilen tüm anlamlar, Kur’an’ın anlamıyla örtüşmezler. Hepsi kafadan uydurma-dır.

Ayet-e dönünce; < ey iman edenler! Allah’ın işaretlerine (?), haram aya, kurbana, gerdanlıklara (?), Beyt-i harama (?) “saygısızlık etmeyin” >. Yaratıcımız yüce Allah-ın işaretleri nedir veya saygı gösterilecek gerdanlıklar nelerdir, acaba tüm Müslümanlar dan zenginlerin gerdanlarında taşıdığı Altın ve mücevheratlara saygı göstermeleri-mi isteniyor?

Bu 5/2 Ayet-in de sayılan 5 parçaya “saygı gösterilmesi” istenir. Bu “saygısızlık etmeyin” sözü Ayet-te < Helal > olarak geçer. < Helal> kelimesi ile Ayet tercüme edilirse; < ey iman edenler! Allah'ın işaretlerini, haram ayı, kurbanı, gerdanlıkları ve Kağbeye yönelmeyi “ Helal “etmeyin > olur. Böylece tüm Kur’an’ın hükmü ortadan kaldırılmış olur.

Eğer < Allah-ın işaretleri > Kur’an ise, o zaman << Allah-ın Kur’anını <Helal> etmeyin olur çünkü < Helal > kelimesinin başında olumsuzluk < La > harfi var, < helal etmeyin > veya << Allah-ın hükümlerini < Helal etmeyin >, <kurbanı Helal etmeyin, Kağbeye gitmeyi Helal etmeyin >. < Helal > kelimesi, Ayet-i tercüme edenlerin hesabına gelmediği için onun yerine “saygısızlık etmeyin”sözünü koydular.

< Helal etmeyin > veya “saygısızlık etmeyin” ifadesi- ayetin eylemcisi-(faili) dır. Bu tür tercüme ile, bu Ayet-te şunu bildiriyorlar; < ey imanedenler, Yüce Allah-ın hükümlerini = yasalarını, haram ayı, kurbanlıkları, gerdanlıkları ve Kâbe-ye gitmeyi uygulamanıza gerek yok, isterseniz uygulayın, ancak bu hükümlere saygı gösterin veya bu hükümlere saygılı olun, hepsi okadar, yüce Allah-ın koyduğu hükümleri uygulama zorunluluğu kaldırıldı. Sadece“saygısızlık etmemek” isteniyor = Kur’an’ın işini bitirin –olur.

Bu ifade ile İslamiyet keyfiyete bırakıldı, isteyen Müslüman olsun isteyen olmasın, sonuç hesaba çekilme ve cezalanma yok. Böylece İslam-da ceza hükmü kaldırıldı. Sadece iman edeceklerden “saygı bekleniliyor” –o kadar. Bu tercümeyi yapanlar, bir dip not da bırakmıyorlar. Ancak tercüme edenler, istedikleri zaman bazı Ayetler’in hükmünü bazı diğer Ayet hükümleri ile kaldırıyorlar. Bu Ayet-in hükmünü hangi Ayet ile kaldırdıkları –bilinmiyor, dolayısıyla Ayetin tercümesi onlarca geçerlidir.

Ancak bu Ayet-i tercüme edenler, aynı < Helal > kelimesiyle başka birşeyler helal ediyor. Başka bir Ayet-in hükmünü kaldırıyorlar;
 

 

66/2 اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ - قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَأَيْمَانِكُمْ وَاللَّهُ مَوْلَاكُمْ وَهُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

Tercümesi; [Allah, (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmanızı size meşrukılmıştır. Sizin yardımcınız Allah’tır. O bilendir, hikmet sahibidir] bu tercümede geçen “bozmak” kelimesinin Kur’an da ki karşıtı <Helal> kelimesidir, < Helal > anlamım nerde- “bozmak” anlamı nerde, birbiriyle hiçbir bağlantı bulunmuyor, üstelik birbirine tamamen zıt. Tercümede ki “meşru kılma” sözü Kur’an da < Ferede = farz olarak geçer. “Meşru” kelimesinin içeriliği zorunluluk gerektirmez ama < farz > zorunluluk gerektirir,<. farz > olmazsa olmazdır. Bu tercüme ile Kur’an altüst edildi.

Böylece Ayet’in tercümesi < Yüce Allah, yeminlerinizi helal yapmayı sizin için farz kıldı > -olur. Bu tercüme bir şey anlatmadığı için bunu < Yüce Allah, yeminlerinizi bozmayı meşru kıldı > demekle başka bir Ayet-in hükmünü kaldırdılar;
 

5/89    اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -وَاحْفَظُوا أَيْمَانَكُمْ

Tercümesi; [.., yeminlerinizi {işler-tutun} koruyun = yerine getirin...] bu hususta daha çok Ayet-ler var.

5/89 Ayet’in hükmünü mu kaldırıyorlar yoksa 66/2 Ayet-in hükmünü mu kaldırıyorlar? bilinmez. Yemin bozmak ya ceza görür veya ceza görmez, ikisi olmaz. Bir yandan < Yüce Allah yeminlerinizi yerine getirmeyi farz kıldı >-diyeceksin öbüründe < Yüce Allah yeminlerinizi “bozmanızı” helal ve farz kıldı> diyeceksin, en azından ne diyeceğini bilmen gerekir.

5/2 Ayet-in-de geçen < Yüce Allah-ın işaretlerine, haram aya, kurbanlıklara, gerdanlıklara ve Kağbe-yi tavafa saygısızlık etmeyin,..> demekle insanlardan gizletilen esas Kur’an hükmü –başkadır. Ayet-in önemine binaen Kur’an dilinde ne anlama geldiğini kısmen de olsa kısaca tercüme edelim, çünkü 5/2 Ayet-“Kur’an’ın ve İslam dininin bekçisidir”, o kadar önemlidir.

Ayet-te geçen < Helal ve Şeğere > kelimeleri, Ayet-in eylemcileridir. Sadece bu iki kelimenin Kur’an dilinde ki anlamlarını vererek Ayet’in hangi hükmü –taşıdığını görelim.

< Helal > kelimesinin Kur’an dilinde anlamı “Derleyip-uydurmak”-dır, mevcut tercümeden bir örnek;
 

5/88   اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ - وَكُلُوامِمَّا رَزَقَكُمْاللَّهُ حَلَالًا طَيِّبًا

Tercümesi; [Allah’ın size “helal” ve temiz olarak verdiği rızıklar dan yeyin...] Yüce Allah’ın yarattığı insana- rızık helal etmesi gerekmez, zaten Ayet’in amacı bu değil.

Eğer <temiz olarak verdiği rızıklar dan yeyin > denir ise, O zaman yaratıcımız yüce Allah’ın “pis” yarattıkları da var –demiş olursunuz.

Bu tercümeyi Kur’an dilinde tercüme edince; 5/88 < Allah-ın size yaraşık olarak “derleyip-uydurduğu” geçim-kaynakların dan yeyin > önünüze herkonanı veya elinize her geçirdiğinizi yemeyin. Sizin için özel olarak = insana yaraşır “derleyip-uydurduğum” geçim kaynakların dan yeyin, size yaraşır =insana yakışır, “derleyip-uydurduğum = size göre yarattığım geçim kaynaklarından yeyin.

5/2 Ayet’in de ki ikinci kelime olan < Şeğere > kelimesinin Kur’an dilinde ki anlamı, “derleyip-düzenlemek” dir, gelenek dilde “Yasa” veya Yasalar. Yasalaştırılan = bozulmasına izin verilmeyen < derleyi-düzenletişler>. Yasalar = İnsanlar-a veya vatandaşlara nasıl yaşamaları gerektiğini bildirmek. Derleyi-düzenletişler = insanlara nasıl yaşayacaklarını bildirişler.< Şeğair > = İnsanın yaşamını “derleyip-düzenleyenler” = Yasalar.
 

 

Bir örnek; 26/224  اَعُذُباِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ - وَالشُّعَرَاءُ يَتَّبِعُهُمْ الْغَاوُونَ

Tercümesi; [Ve Şairler, onları şımarıklar peşler]. Bu Ayet-te geçen <Şağir> kelimesi, genelde şair olarak bilinir ve öylece tercüme edilir.“Şair” ve “şiir” kelimeleri arapçadır. Şairler = şiir yazanlar. “Besteci” ve“beste” kelimeleri-de Farsça-dır. Şair kelimesini Kur'an, içeriliği itibari ile anıyor. Bir Şair, şiir “derleyi-düzenler”. Şair, şiirlerini, kafasına göre kelime bir kelime, Satır bir Satır “derleyi-düzenler”. Yasa çıkartanlar da öylece Yasa bir Yasa, paragraf bir paragraf yasalarını “derleyi-düzenlerler.

< Şeğere >kelimesinin “derleyi-düzenleyiş” anlamında olduğunu başka birAyetle denetleyelim.
 

26/113 اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ - إِنْحِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَى رَبِّي لَوْ تَشْعُرُونَ

Tercümesi; [Onların hesabi ancak Rabbime aittir. Bir “düşünseler” ] bu en son “bir düşünseler” kelimesi, Ayet-te <Şeğere > kelimesidir. Aynı kelime, daha önceki Ayet-te “işaretler” olarak tercüme edildi. Kur’an da çok kelimeleri “Düşünmek” kelimesi ile tercüme ettikleri halde < Şeğere > kelimesine de “düşünmek” anlamı veriyorlar. Kur’an da “Düşünmek” kelimesi, <Fekere > olarak geçer, tefekkür = düşünmek.

26/113 Ayet’in de ki < Şeğere > kelimesi <derleyi-düzenlemek >olunca <onların hesabı Rabbime aittir, keşke “derleyi-düzenleseler”> = düşünüp taşları yeri yerine koysalar.

Mevcut tercümeden başka bir Ayet;
 

27/65  اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ - قُلْلَا يَعْلَمُ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الْغَيْبَ إِلَّا اللَّهُوَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ

Tercümesi; [De ki; Göklerde ve yerde, Allah’tan başka kimse gaybı bilmez ve onlar ne zaman dirileceklerini de bilemez] bu Ayet-te iki kelime “bilemez”anlamı ile tercüme edildi. Birinci kelime < Ğalime-dir > ikinci kelime<. Şeğere-dir >. < Şeğere > kelimesi daha önce “işaret”, şair ve“düşünce” olarak tercüme edildi, bu Ayet’te “bilmek” olarak tercüme edildi. Aynı Ayet-in içinde “bilmek” kelimesini varken bir başka anlamlı kelimeye de“bilmek” anlamı verildi. İki ayrı Kur’an kelimeleri aynı cümle içinde “bilmek”kelimesi ile tercüme edildi.

Bilmek olarak tercüme edilen kelime < Şeğere-dır > ve <onlar nezaman dirileceklerini “bilemez” > cümlesinin Kur’an dilinde ki anlamı; < onlar ne zaman dirileceklerini “derleyi-düzenleyemez >. Denetlemek için aldığımız 3 Ayet içinde bulunan Şeğere = derleyi-düzenlemek- her seferinde meydanda olmayan bir yerlerden “derleyi-düzenleyerek bir şeyler meydana çıkarılıyor.

Nasıl-ki bir şair, olmadık yerde kafadan uydurup şiirler “derleyi-düzenliyorsa”  26/113 Ayet-in-de olduğu gibi < onların hesabi ancak Rabbime aittir. Bir düşünseler > = ortada olmayan gaybın getireceklerini “derleyi-düzenleseler”,27/65 Ayet-in-de < ne zaman dirileceklerini bilemezler > = bilinmeyen ölüm gününü daha önceden “derleyi-düzenleyemezler”.

Şimdi konu edindiğimiz İslam dininin bekçisi olan 5/2 Ayet-i tekrar alalım. Önce mevcut tercümeden <ey iman edenler! Allah’ın koyduğu işaretlere Saygısızlık etmeyin..>.  Ayet’in başında gelen < ey iman edenler> tamamen yanlış ve yersizdir, hem-de Kur’an’ın genel yapısına terstir, çünkü iman etmenin Türkçe-si “inanmaktır.
< ey inananlar! > olması gerekirdi, <. ey inananlar da > olsa, yanlış olur. Bir şeye inanmak beraberinde eylem zorunluluğu götürmez.

Bir kimse hıristiyanlığa inanır, kapitalizme inanır, komünizme inanır, budizm-einanır, brahmancılığa inanır vs., inanmaz ise yalan söylemiş olur, çünkü bunlar var, var olan bir şeye inanmaz iseniz –yalan söylemiş olursunuz. Böylece bir kimse İslam dinine inanır ve öylece kalır, yaşamına uygulamak zorunluluğu yoktur, eğer önemli olan inanmak ise- O kimse inanıyordur, sorumluluktan kurtulmuş olur.
İslam dininin kutsal kitabi Kur’an da, insanlar dan istenen bu değildir, istenen; “güvence-almak”. İslam dinine inanmayan olamaz çünkü İslam dini, büyük dedemiz sevgili Âdem den ebediyete kadar vardır. Buna biri inanmaz ise yalan söyler, çünkü İslam hep vardı ve hep var olacak.

Yaratıcımız Yüce Allah’ın insan-dan beklediği; “güvence-almak”, yaşamını ona göre biçimlendirmesi-dir. Bir kimse güven bağlamadan İslam-ı yaşarsa boşunaöyaşar, çünkü güvenmediği şeyleri yaşamına uyguluyor, neden zamanını boşuna harcıyorsun. Dolayısıyla Kur’an da ki < İman >kelimesinin türkçe-si “Güvence-almak” dır. Bu düzeltmeden sonra 5/2 Ayet-i yeniden alalım;

5/2 < Siz güvence-alanlar! Allah’ın “Derleyi-düzdüklerini”...“derleyi-uydurmayın” > gelenek dilde; < siz güvence-alanlar! Yüce Allah-ın size verdiği yasaları- kafanıza göre derleyi-uydurmayın > görüşünüze ve anlayışlarınıza göre derleyip uydurmayın. Onları, size nasıl verdim ise noktası noktasına bozmadan ve değiştirmeden yerine getirin.

Böylece Kur’an’ın ve İslam dininin bekçiliğini yapan Ayet, görevden alınıp keyfiyete dayalı bir menkıbeye dönüştürüldü.

5/2 Ayet-in Kur’an ve İslam dininin bekçisi olduğunu ve Kur’an’ın içeriliğine kimsenin karışamayacağını belgeleyen başka Ayetleri de vardır, onlardan birAyet alalım. İlk önce mevcut tercümeden alıyoruz;
 

45/9 اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ - وَإِذَاعَلِمَ مِنْآيَاتِنَا شَيْئًا اتَّخَذَهَا هُزُوًا أُوْلَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُهِينٌ
Tercümesi; [(O) ayetlerimizden bir şey öğrendiği zaman onlarla alay eder. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır! ] hemen vurgulamam geren birhusus; Kuran Ayet-leri ile hiç kimse alay etmedi ve etmiyor, böyle bir şey düşünülemez de. İnsan düzeyinde bile hiç kimse kimsenin yazdığı yazıyla alay edemez. Ancak eleştirir ve eleştirir de. Ancak Kur’an eleştirilir ise, o-da genelde Kur’an’ın yanlış tercüme edilişinden kaynaklanır.

Ayet-te “alay” olarak tercüme ettikleri kelime < Huzuv > kelimesidir ve Kur'an dilinde anlamı <. eğip-bükmek > anlamındadır. Dolayısıyla Ayet’in Kur’an dilinde ki anlamı < Ayetlerimiz-den gerekli-görülenleri bildiklerinde, onları “eğip-bükmeye” alırlar...> gelenek dilde; <ayetlerimiz den işlerine yarayanları öğrendiklerinde- onları “eğip-bükmeye”alılar > bu Ayet İslam dininin bekçisi olan 5/2 Ayet’i açıklıyor.

Bu yazıda örnek olarak aldığımız Ayet-lerin “eğilip-bükülerek” tercüme edilip anlamlarından çıkartıldıklarını gördük, 45/9 Ayet’i de, bunu bildiriyor. <Ayetlerimizi öğrendikleri zaman, başlarlar onları eğip-bükmeye, görüş veanlayışlarına göre anlamlaştırmaya >. Efendi; Ben Kur’an dan bunu anlıyorum,sen-de ne istersen onu anla anlayışıyla tüm Kur’an Ayet-lerini eğip-büküyor ve Kur’an’ı, bir saçma kitabına dönüştürüyorlar. Ayet’in devamında ve ardından gelen Ayet-te bu tür kimselere verilecek ağır cezaların boyutları açıklanıyor.
 

 

Bundan dolayıdır yaratıcımız yüce Allah; <siz güvence-alanlar! Allah’ın size verdiği yasaları = Kur’an’ı, görüş ve anlayışlarınıza göre“ derleyi-düzenlemeyin> buyuruyor, üstelik bu emir, müslümanlaradır. Bu meyanda Kur’an da daha nice Ayetler vardır. Tüm Ayet’lere rağmen Kur’an, insanlık tarihinde görülmemiş düzeyde tahrif edildi. Araştırabilenler araştırsın ve görsün, Dünya da hangi yazıya, cinsi, rengi, boyu ve amacı neolursa olsun Kur’an’a yapılan tahribat başka bir yazıya yapılmıştır.
 

 

Devamı geliyor İnşa-Allah

 

 

 

Mustafa Beder