Müftülere ve İslam fakültelerine gönderdiğim yazı


Sunum 3 : 24.2.2016

Önsöz

 

Daha önce gönderdiğim Sunum-1 ve Sunum-2 yazılarımın “ön-sözlerinde” kısaca değindiğim: Kur-an’ı ilk-kez kendi dilinde konuşturuyor olduğum için kelime yetersizliğinden dolayı yeni kelimeler geliştirmem gerekti. Geliştirdiğim yeni kelimeleri “burun-tırnakları {  } arasına aldım ve aralarını bitiştirmek çizgisi  –  ile bitiştirdim. Ayetlerin tercümesini, kırık tırnaklar [  ] arasına aldım. İlk tercümenin kolay anlaşılmasını sağlamak için de- gelenek dilde tercümesini, kırık köşebent  <  >  arasına aldım.

 

{ - }  = Yeni kelime.

[  ]    = Ayet Tercümeleri.

<  >  = Ayetler, gelenek dilinde.

                                                                          Mustafa Beder

 

                                 Giriş

 

Bu Sunum-3 te,  Kur-an’ın birinci önemli konusu olan <İlah> kelimesinin ne anlama geldiğini- Kur-an Ayetleri ile tartışılmaz boyutta, belgeleyeceğim <İnşa-Allah>.

 

<İlah> kelimesi, çoğu-kez <İlah> ve <ilah-i> olarak anılır, gelenek dillerde karşılık olarak da genelde “Tanrı” -  Avrupa dilinde ise “Gott” olarak söylenir. Her ne halde anlaşılır ve anlatılır ise de, İnsan yaşamı ile kaynaştırılmadan- göklerde var olabileceği düşünülür. Şarkı ve söylemlerde bazen iyi dilekler ile bazen de incitici boyutta dile getirilir.

 

<İlah> kelimesi, Arap kelimesi olarak bilindiği için kelimenin insanlar tarafından geliştirildiği düşünülür. Tanrı kelimesinin ne olduğu da bilinmez, İsim de değildirler, ister <İlah-i> ister Tanrı isterse de Gott densin, hepsi = hey, bey, efendi, halo çağrışımlarının daha yüksek düzeyde –söyleyiş veya anılışıdır.

      Ancak <İlah> kelimesinin anlamı insanlar tarafından hala bilinemediği için kelime, Semavi kitaplar yoluyla insanlığın diline girdiği görülüyor. Çünkü Kur-an’ın <İlah> kelimesine yüklediği Anlam, Kur-an’ın “anahtarını” oluşturur. Eğer Kur-an’da <İlah> kelimesi olmasaydı, Kur-an’ın hükmü kalmazdı veya Semavi kitap olduğu anlaşılmaz idi. <İlah> kelimesi- bu kadar önemli olan bir kelimedir.

      Konunun daha geniş detaylarına girmeden <İlah> kelimesinin Kur-an’da sürekli olarak “yönetmek” işlerinde işlem gördüğü için ben burada kolaylık olsun diye <İlah> kelimesinin – Yönetici – anlamında olduğunu söyleyerek konuya başlamak işitiyorum. Yönetici ise = işleri-çeki-yöneten kimsedir, ne yapılacağının - nasıl yapılması gerektiğini söyler veya emreder.

Örnek Ayet:

  

27/64    اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - أَمَّنْ يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ وَمَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنْ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ أَئِلَهٌ مَعَ اللَّهِ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ إِنْ كُنتُمْ صَادِقِينَ

  

Önce mevcut tercümelerden: Yoksa, başlangıçta yaratmayı yapan, sonra onu tekrarlayan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile birlikte başka bir ilah mı var!? “Eğer doğru söyleyenler iseniz kesin delilinizi getirin”.

Eğer “Allah ile birlikte başka bir ilah mı var” –denirse Ayet geçersiz olur. Çünkü <Allah> kelimesi ile <İlah> kelimesi, belirsizlik içinde bulunuyor. Ne <Allah> kelimesinin anlamı nede <İlah> kelimesinin anlamı bilinir, böylece de Ayetin hükmü geçersiz olur.

 

Cümlenin Kur-an dilinde ki anlamı: <Yaratıcı yüce Allah ile beraber {işleri-çeki-yöneten mi} var?> Yaratan ve işleri yöneten yüce Allah ile beraber “işleri-çekip-yöneten” başka biri mi var? Gerek yaratmak- gerek yaratılanları yaşatmak konusunda “işlerini-çeki-yöneten” başka biri mi var veya başka birini mi görüyorsunuz?

<Yaratan yüce Allah ile beraber “işleri-çeki-yöneten” mi var?>, bu Cümle beş kere beş Ayette bir biri peşine yaratmak ile alakalı konularda aralıksız tekrarlanır, başka yerlerde ve başka konularda da tekrarlanır, hep yaratan ve yöneten yüce Allah dan başka hiç kimsenin yapamayacağı iş konularında öne gelir. <Allah ile beraber “işleri-çeki-yöneten” mi var?> olarak gelir. Çünkü yaratmak yeterli değildir, eğer yaratılanlar “yönetilmez” iseler, helak olurlar. Yaratmaya başlarken bile – yaratmak işini ve yaratılanları yaşatarak çalıştırmak, “yönetmek” ile yürütülmeleri -gerekir. “Yönetimsiz” hiçbir şey olamaz. Dolayısıyla <İlah> = Tanrı demek- Yönetici –demektir.

 

<İlah> kelimesi – Yönetim – anlamında olduğunu yaratıcımız yüce Allah, Kur-an’ı kerimde bilimsel ve yaşamsal olaylarla teminat altına aldı. Ayet:

  

25/43    اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  -  أَرَأَيْتَ مَنْ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ

  

[İç-güdüsünü “yönetilmesine” alanı görüyor-musun?,..] veya iç eylemlerini Yönetici edineni görüyor-musun? Gelenek Dil de, Heva = iç-güdüsünü veya iç-eylemlerini Yönetici alanı görüyor-musun? Bir kimse- canının istediklerine göre davranırsa, canının istedikleri, onun yöneticisi olur. <iç-güdüsünü yönetilmesine alanı görüyor-musun>? = canının istediklerini idareci edineni görüyor musun? <İlah> kelimesinin Yönetim anlamında olduğunu- sonra gelen Ayet ile belgeliyor. Ayet:

  

25/44 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  -  أَمْ تَحْسَبُ أَنَّ أَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ أَوْ يَعْقِلُونَ إِنْ هُمْ إِلَّا كَالْأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ سَبِيلًا

  

[Yoksa onların çoğunluğunun elbet dinlediklerini veya anladıklarını hesaplıyorsun? Onlar ise Eğiti-giller gibidir. Kesin onların {ergi-süreçleri} {çözü-söküktür}].

Yaşamı üretip yetiştirip yöneten yüce Allah bu Ayetler ile bize üç konuyu öğretiyor,

1 - İnsanın yöneticiye gerek duyacağına,

2 - İnsanların dinleyip anlayarak davranacaklarını,

3 - Eğiti-gillerin (= etsel canlı varlıkların) dinleyip anlayarak değil de, iç-güdülerinin emretmesiyle davrandıklarını bize öğretiyor. Bir kaç deyişle: bize, bilim dünyalarının hazinelerini açıyor. İnsan mutlak yöneticiye ihtiyaç duyacak ve onu dinleyip anlayarak ne yapacağını öğrenecek. Eğiti-giller (= hayvanlar) buna gerek görmeden iç-güdülerinin etkisi ile onlara verilen görevlerini yerine getirirler. Eğiti-gilleri iç-güdüleri veya iç-eylemleri “idare” eder, dolayısıyla iç-eylemlerine göre davranırlar.

Yeryüzünde bugün 2800 yakın millet, dolayısıyla ayrı Dil vardır. Kur-an’ı kerimi tercüme edecekleri zaman,  <İlah>  kelimesini herkes kendi bilgi, adet ve geleneklerine göre tercüme ederken; ben bundan bu anlarım, şunu anlarım demelerinin önünü almak için, Eğiti-gillerin yönetiliş biçimlerine bakarak ne denmek istendiğini anlasınlar diye - şaşmalarının önünü aldı. Çünkü çoğu milletlerin Tanrı anlayışları, birbirinden farklıdır, yanılgıya düşmesinler diye hiç kimsenin hangi çağda olurlarsa olsunlar şaşamayacağı bir “bilimsel olayla” <İlah> kelimesinin anlamını teminat altına aldı. <İç-eğilimlerini- idareci alanlara baksana>. Bedenin eylemlerini = iç-güdüyü Yönetici olarak almak.

 

“İç-güdünün insanı koşturup koşuşturması,   idareciliğin hangi vasıflara haiz olduğunu gösterir”. Yöneticinin görevi; insanları koşturup koşuşturmak = işe koşturmak olduğunu bize bilimsel olarak öğretiyor”. <İlah> = Yönetici.

Nasıl ki Eğiti-giller-i (= hayvanlar-ı) iç-güdüleri koşturup- koşuşturuyorsa = yönetiyorsa, <İlah> = Yönetici de - kendi taraftarlarını öylece “yönetir”.

Bu koşuşturmak = işe koşturmak gücü, her millette farklı güçlere verildiği için = kimileri Ateş’e, kimileri Su-ya, Güneş’e ve bunlara benzer, kimileri insanlardan Padişah, Kral, Başbakan yapıp onların emrine girer ve onlar tarafından “koşuşup koşturulurlar” = yönetilirler veya idare edilirler.

O iç-güdülerin-in yönetimine girenler hakkında gelen 25/44 Ayette: <sen onları, dinleyip anlayarak davrandıklarını-mı hesap ediyorsun? (evet Ya Rabbi, öyle görünüyor), hayır, onlar Eğiti-giller gibi iç-güdülerinin dürtüleri ile davranırlar> = hayır, onları iç-güdüleri idare ediyor.  Böylece <İlah> kelimesinin sadece – Yönetici – anlamında olduğunu bilimsel olayla bir zat Kur-an’da yaratıp yetiştirip yöneten yüce Allah, güvence altına aldı.

Başka bir konuda- başka bir Ayet:

  

19/81 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزًّا

  

[Ve onların etkinliği olsun diye Allah’ın {dizi-derlediklerin}-den “yöneticiler” –  alırlar] onlar terfi ve Makam sahibi olabilmeleri için Yaratıcı yüce Allah’ın kullarından kendilerine beşeri yöneticiler edinirler, yönetilmeleri için, kendi elleriyle seçer ve ardından onların emrine girer. Böylece onların Yönetim çatısı altına girerek çalışır çabalarlar.

Yaratıcı yüce Allah diye bir tanrıdan bahsederler ama O, ne maaş, ne emeklilik, nede de tatil veriyor, arabada hiç vermiyor. O zaman biz kendimize, kendi elimizle bir Başkan seçelim de onun yanında Yaşam mücadelesi verelim deyip kendi istekleri doğrultusunda davranırlar. Böylece inandık dedikleri Yaratıcı yüce Allah’ı iktidar etmezler de kendi kafalarına göre bir insanı başlarına seçerek hep beraberce iktidar olurlar.

Eğer <İlah> kelimesi, <İlah> olarak alınırsa, o zaman <Yaratıcı yüce Allah’ın kullarından <İlah> alırlar –denince, Yaratıcı yüce Allah’ın <İlah> kul yarattığı ima edilir ki  –böyle bir <İlah> kul, Kur-an’da bulunmuyor, yoktur. Ancak <İlah> kelimesi = Yönetici olarak anlam verince, cümle anlam verir ve Kur-an Hak Kitap olur.

Aynı konuda başka bir Ayet:

  

36/74 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنصَرُونَ

  

[Ve Allah’ın {dizi-derlediklerin}-den “yöneticiler” alıyorlar, yardım olunsunlar diye] kendimiz için başa bakacak veya bir başbakan seçelim de, hem bizi ve hem de memleketimizi iyi idare ederek bize yardımcı olsun. 19/81 -de kadrolu olanların durumları açıklanırken, bu Ayette tabanın durumu açıklanıyor.

                  21/22   اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  -  لَوْ كَانَ فِيهِمَا آلِهَةٌ إِلَّا اللَّهُ لَفَسَدَتَا

  

[Eğer onların içeriliğinde Allah dan başka Yönetici olsaydı, {dengeleri-bozulur-du}...] <eğer Yaratıcı ve Yönetici Allah dan başka Yönetici olsaydı, O zaman onlarda = Gök ve yerlerde, her Yönetici kendine göre “işleri-çekip-yönetemeye”  kalkışır ve öylece Yer-gökevinin dengeler bozulurdu>. Yeryüzünde dengeleri, devletleri yönetenler bozar. Bu Ayet ile <İlah> kelimesinin “Yönetici” anlamında olduğunu başka bir koldan açıklanışıdır.

 

Kur-anda <İlah> kelimesi, 16 kere- eylemde kullanılır, birkaç örnek Ayet:

  

6/32 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَلَلدَّارُ الْآخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

  

Önce mevcut tercümelerden: Dünya hayatı ancak bir “oyun” ve bir “eğlencedir”. Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hala akıllanmayacak mısınız? Dikkat! Ayette “<Allah> ve karşı-gelmek” kelimeleri bulunmuyor, kafadan konmuş, hem de iki tane <خر> kelimesi bulunuyor, biri gizletildi!

 

Dünya hayatı “oyun ve eğlence” değildir. Eğer oyun ve eğlence denirse, milyarlarca insanlar acı ve çileler içinde can çekişiyor ve çoğu o halde ölüyor. Hani o “oyun ve eğlence” dünyası. Ola ki bunu söyleyenler Kur-an ve Ayetlerle “oynayıp eğleniyor”.


Yaratıcımız yüce Allah’ın saltanatı, bu-den küçümsenemez. Dünya yaşamı ne bir oyun nede bir eğlencedir. Dünya yaşamı, eğlenmek ve oynamak isteyenlere veya “önem-verecek” kimselere yaşamak ve yapmak olanaklarını sağlayan - yerleşim alanıdır. Değeri çok üstün ve anlamlı çok büyüktür.

Dolayısıyla 6/32 Ayetinde görüldüğü üzere <Lehv> kelimesi “oyun veya eğlence” anlamları ile Ayet olmaktan çıkartılmıştır.


Ayetin Kur-an dilindeki anlamı: [Ve {Dizi-derleyişte} ne yaşanırsa- sadece yönetmek ve {basa-doldurmaktır}, ve {sızı-varılacağa} ait {uğruna-biçileceğe} {önem-vermek} durumunda-bulunanlara {uğruna-biçilidir}, anlamayacak-mısınız?]

Bu ayette geçen iki kelimenin Kur-an dilindeki anlamları:

1.      Din = Dizi-derleyiş, dünyanın işlerini, Cennete göre dizip-derlemek. Eylemde <Dünya> olarak da gelir, Dizi-derlenmiş = tüm canlı-varlıkların yaşamlarını sağlayacak boyutta tüm Tür ve çeşitleri ile “Dizi-derletildi”, donatıldı da -denebilir. Bazen de <min düni> veya <من دون الله> olarak gelir ve anlamı = Yaratıcı yüce Allah’ın dizi-derlediklerin-den = yaratıp düzene koyarak yaşattıkların dan –olur.

2.      Ahiret = Uğruna-biçilen, Dünya yaşamının- uğruna-biçilendir. Dünya yaşamından sonra gelecek yaşamın hak olduğunu vurgular. Dünyanın yıkılması ile yaşam, bitmeyecek, Dünya yaşamının uğruna-biçilen = Dünya yaşamının devamı olan yaşam gelecek. <خير> olunca = uğruna-biçmek, kıyamete yönelik –çıkarına yapmak, bu dünyada yapılacak olanları, geleceğin uğruna-biçmek. Aynı kelime eylemde <خر> olarak da gelir ve - ayakta dururken “uğruna-biçilir” = yere çöker- olur.

Bu yeni kelimeler, gelecekte başlarına veya sonları harf ekleyerek kök anlam değiştirilmeden -daha kolay anlaşılmaları sağlanır.

 

Ayete dönünce- Ayetin gelenek dile ki anlamı: = <Dünya yaşamı sadece “yönetip kasa ve çantaları doldurmaktır, uğruna-biçik” olan = Ahiret, kendi yaşamlarına önem-verenlerin uğruna-biçilendir = önem-verenlerin çıkarlarına göre biçilendir veya çıkarlarına göre hazırlanandır>. Yönetimi elle Almak için ne kanlar dökülüyor, servetleri kasalara dolmak için de ne dolaplar döndürülüyor. Ayet buna işaret ediyor.  Gelen Ayette:

  

6/70  اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَذَرِ الَّذِينَ اتَّخَذُوا دِينَهُمْ لَعِبًا وَلَهْوًا وَغَرَّتْهُمْ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا

  

Mevcut tercümelerden: Dinlerini oyun ve “eğlence” edinenleri ve dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak. Bu tercümeye- El-insaf!

Kesin bilinmesi gereken: Dünyada hiç kimse dinini oyuncak ve eğlence yapmaz! Tüm Dünya dinlerinde, erdemce yaşamanın yolları aranır.

Ayet Kur-an dilinde tercüme edilince, bakalım Din-de ne yapılıyor.

[Ve {dizi-derleyişlerini} yönetmek ve {basa-doldurmaya} almak durumunda-bulunanları bırakıver, ve {Dizi-derlenen} yaşam, onları püskürtüyor] = ve öylece Dünya hayatı onları şımartıyor. Dikkat! Yaratıcımız yüce Allah, okuyucusuna emrediyor.

<Dinlerini = onları dizi-derleyecek olanı- insanları yönetmek veya onlara bağlanacak olanları yönetmek ve kasalarını insanlardan toparladıkları para ve maaşlarla tıka-basa doldurmak durumunda bulunan O Din istismarcılarını bırakıver>.

Herifler Din-i kullanıyor. Tarikatlar, cemaatler, teşkilatlar, Kurum ve kuruluşlar ha-bire cemaat kurup üzerine “hâkimiyet kurarak” ardından -sömürüyor. Bu tür hizipçiler milyonlarca insanları “yönetiyor” ve milyar üstüne milyar para ve servet yığıyor, doymuyorlar ki. <O insanları “yöneterek” kasalarını milyar üstü milyarlarla tıka-basa dolduranları, bırak>. Ayetin hükmüne göre bu “hizipçiler” iki şeyi yapıyor 1. Kur-an’ı kullanarak edebilirlerse- tüm insanları “yönetmek” 2. İnsanların paralarını çekip- kendi kasalarını tıka-basa-doldurmak. <ve Dünya yaşamı onları şımartıyor> heriflerin durası yok, şımardıkça- şımarıyor.

     15/3  اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  -     ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا وَيَتَمَتَّعُوا وَيُلْهِهِمْ الْأَمَلُ فَسَوْفَ   يَعْلَمُونَ

Mevcut tercümelerden: Bırak onları yesinler, yararlansınlar; emelleri onları oyalayadursun. İlerde bilecekler. Yapılan bu tercüme, tutarsız. Yemenin içmenin –emeli = gelecek isteği – yine de yemek içmektir. Yesinler içsinler emelleri onları oyalasın. <emel> kelimesinin kökü <meleye-den> Mal-dır.

Ayetin Kur-an dilinde ki tercümesi:

[Onları bırak, yesinler ve {geçini-versinler} ve variyetleri onları “yönetsin”. Yakın da bilecekler] <bırak, yiyip içsinler ve O malları onları  “yönetsin>.

      Bir Ayet cümlesi: 21/3 < لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْ> Mevcut tercümelerden: Kalpleri de “gaflette” olarak dinlemesinler.

Kalp ve Sudur kelimelerini ve Kur-an’ın önemli 40 civarında kelimelerinin anlamlarını Türkçeden yazdığım “Yaratıcımız yüce Allah: Kur-an’ı yeniden veriyor” adlı kitapta açıkladım, gerekli görenler oradan alabilirler.

<Kalp> kelimesi, Kur-an’dan alınma kelimedir. Kur-an kelimeleri ile- Kur-an, tercüme edilemez, tercüme için başka Dil-den kelime gerekir.

<Kalp> kelimesinin anlamı = yeltenmektir, bir konudan diğer bir konuya yeltenmek veya bir davranıştan diğer bir davranışa –yeltenmek. Eğer göğsümüzde çarpan Yürek olarak anlaşılacak ise, o zaman “Yeltenek” olur, atar-damarlardan toplar-damarlara “yeltenen”, bir kapıdan öbür kapıya “yeltenen”.

21/3 Ayetinin birinci cümlesi Kur-an dilinde: [Yeltenişleri- yönetildi…] veya yönetilmiştir. Birileri onları saptırdı, niyetlerini değiştirtti, ne yapacakları dikte edildi.

<Kalp> kelimesinin anlamı “Yeltenmek” olduğunu denetlemek için bir Ayet alıyorum, bu Ayetin içinde <لهو> kelimesi de bulunuyor:

  

24/37 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - رِجَالٌ لَا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ

  

Mevcut tercümelerden son cümle: Onlar, ne ticaret nede alış-verişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymayacağı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar. Bu son cümlede <Kalp> kelimesi iki kere geçer, birisi hasıraltı edildi, yerine “allak bullak” kondu.

Ayetin Kur-an dilinde ki tercümesi: [Erkekleri, ticaret ve alışveriş- Allah’ı anmak-dan “yönetmez”, ve namazı bütünleştirirler ve {Savunma-payını} aktarırlar.

Gözlerin ve “yeltenişlerin” onun içine “yelteneceği” döneme, {çeki-gerilirler}]

Yaratıcı ve yönetici yüce Allah’ı anmak konusunda - O-tür erkekleri ticaret ve alışveriş “yönetmez”, O-tür erkekle, ticaret ve alışverişin etkisinde kalmazlar, ticaret ve alışverişi bırakır namaza koşarlar. O-tür erkekler, gözlerin ve yeltenişlerin = gözlerin ve tüm dikkatlerin Mahkeme-i-kübraya yelteneceği döneme – kilitlenerek –davranırlar.

Ayette geçen bazı kelimelerin anlamlarını vermem için çok farklı konulara girmem gerekecek diye - burada veremedim.

Ayette geçen < عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ> de ki cümlede bulunan < عَنْ>-in çoğu dillerde, karşıtı yoktur. < عَنْ> her zaman içerden dışarı çıkarken kullanılır <عن المسجيد> mescit-den çıktı veya çıkarken, <من مسجيد> olunca = mescit-den para kazanılmaz veya kaçınılmaz –olur.

Çıkışlarda <عن> ve anılmakta <من> gelir.

<Kalp> konusunda Kur-an’dan bir cümle daha alalım: 29/21 < وَإِلَيْهِ تُقْلَبُونَ> = ve O-na “yelteneceksiniz” = ve yaratıcınız yüce Allah’a yöneleceksiniz.

  

31/6 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَمِنْ النَّاسِ مَنْ يَشْتَرِي لَهْوَ الْحَدِيثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًا أُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُهِينٌ

  

Mevcut tercümelerden: İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlenceye almak için, eğlencelik asılsız ve faydasız sözleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.


Bu yapılan tercüme, 31/6. Ayetin tercümesi değildir, yanlış konmuş.

31/6. Ayetin Kur-an dilinde ki tercümesi: [Ve İnsanlar dan kimin den “yönetecek” bilimsel püskürten olayları- Allah’ın {ergi-sürecin}-den {söküp-vermeye} ait {karşıt-koyarlar} ve alırlar onları {eğip-bükmeye}. Bunlardır onların {üste-itişleri} {uygun-düşecek} olanlar].

<Ve insanlar dan kimiler-in den, bilimsel püskürtmeler alınıp Allah’ın {Ergi-sürecin} den {sökü-vermek} için   “yönetici”  olaylar {karşıt-koyarlar} ve onları {eğip-bükmeye} alırlar. {uygun-düşen} azap onlaradır>.

İnsanların bazıların dan, yönetecek = insanları emirlerine bağlayacak püskürten = şımartan bilimsel olayları = atom teorisi, evren ve evrimcilik, doğa ve doğacılık ve bu safsatalardan yola çıkarak ekledikleri saçmaları, Yaratıcı yüce Allah’ın yaratmak düzenine karşıt-koyarak insanları- İslam dan sökü-vermeye çalışırlar. Ve bu sıraladıkları safsataları evirip-çevirip ha-bir gündemde tutarlar. Onlara uygun düşen ceza, elbet verilecek onlara.

 

62/11 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَةً أَوْ لَهْوًا انفَضُّوا إِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَائِمًا قُلْ مَا عِنْدَ اللَّهِ خَيْرٌ مِنْ اللَّهْوِ وَمِنْ التِّجَارَةِ وَاللَّهُ خَيْرُ الرَّازِقِينَ

  

[Ve ticareti veya “yönetişleri” görü-verdiklerin de, onların {peşlerine-yürüdüler} ve seni bütünleşik {geri-bıraktılar}. De ki: Allah’ın verında ne varsa, yönetmek den ve ticaret den {uğruna-biçiktir}. Allah’ın {geçim-kaynakları}, {uğruna-biçiktir}]. Ticareti ve ticaretin nasıl “yönetileceği” anlatıldığı sıra = dışarda ticaret üzerinden siyaset yapıldığı sıra, onları görünce, seni ayakta bırakarak onlara koştular. Ticaret ile eğlence, bir arada yürümez. Ticaret ile ticaretin nasıl yürütüleceği bir arada yürür.

 

63/9 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  -  يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ أَمْوَالُكُمْ وَلَا أَوْلَادُكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الْخَاسِرُونَ

  

[Siz güvence-alanlar! varlıklarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmak dan “{çeki-yönetmesin}”. Kim böyle yaparsa, onlardır kayba-uğrayanlar] sizi varlıklarınız ve çocuklarınız, yetiştiriciniz yüce Allah’ı anmak <عن> dan çıkartıp -yönetmesin = çeki-başka tarafa yönetmesin, malınız ve çocuklarınız sizi yönetip yaratıcınız yüce Allah’ı anmak dan alı-koymasın. Sizi, malınız ve çocuklarınız “yönetmesin”.

  

80/10 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  -  فَأَنْتَ عَنْهُ تَلَهَّى

  

[Sen on-dan böylesi yönettin] = sen on-dan <عن> çıktın veya çekildin ve kendi kafana göre “yönettin”. Yönettin demekle “işleri kendi başına yürütmeye başladın, çünkü yanına Beni sormak için gelene- Beni anlatmalıydın, senin baş görevin budur, sen başka şeyler yaptın. Böylece işleri Ben değil de - sen “yönettin”.

16. ve son Ayet:

  

102/1+2 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - أَلْهَاكُمْ التَّكَاثُرُ (2) حَتَّى زُرْتُمْ الْمَقَابِرَ

  

[Gömülenleri {uyduru-koyuncaya} kadar – çoğaltış sizi “yönetti”] Kasa ve depoları dolduruncaya kadar zenginlik sizi “yönetti”. Gömülenleri demekle- sermayeyi piyasadan çektiniz ve onları gömdünüz = insanlardan ve piyasadan gizlediniz.

Herifler tüm dünyanın sermayesini ve altınını topladı, Kuruş geri vermiyor. Ödeyecek para kalmayınca- hammaddeler verildi, buda yetmedi, borç üstüne borç, herifler doymuyor. Milyonlarca insanlar acından ölüyor, onlar hala bulduklarını toplayıp gömüyor. Dünyayı daha fazla sömürmeleri için şimdide milletlerin borçlarından birkaç Kuruş bahşediyor- ardından gelip toprağı götürüyor herifler, aldatıyor hainler. Altını gömüyor, banknot ve bono senetleri ile ne varsa götürüyor. Şimdide Dünya kaça satılıyor diye soruyor. Sorun yok, bir çek yazıyor- istediğini alıyor. Bir kâğıt parçası ile - dünyayı satın almaya kalkışıyorlar. Altının değerini, kâğıt parçaları ile belirliyor, bir kâğıt parçası, altından daha değerli.

Ayet- bankaları da kastediyor, çünkü bankalarda sermayeyi depoluyor ve öylece piyasayı etkiliyor, denk sermaye dağıtımını engelliyor ve istediğini zengin ediyor, hem de zamlara neden oluyor.

                     <İlah> kelimesi ile alakalı - sonuç:

 

Bu yazıda sıraladığım Ayetlerde görüldüğü gibi ve tüm Kur-anda bulunan <İlah> kelimeleri, “Yönetici” olarak anlam veriyor. Tüm Ayetler ve Kur-an’ın tümü, Yönetici anlam ile amacına kavuşuyor. Yönetici vasfı, sıfatı veya özelliği, Tanrı’nın birinci özelliğidir, veya bir Tanrı, Tanrı olabilmesi için yaratacağı tüm eser ve varlıkları- yaratmak beraberliğinde “yönetmesi” gerekir. Yaratılanlar anında yönetilmezler ise, çöker ve yok olur gider. Yönetmek, hayatın teminatıdır veya yönetimsiz hayat, ayakta duramaz. Örneğin: bir Fabrika yaparsınız, onu yönetmez iseniz, Fabrika çöker.

Dolayısıyla, eğer Kur-anda “yönetmek = Yönetici” anlamı bulunmuyor ise, o zaman sahte bir kitap durumuna düşer. Ne yazıktır ki, mevcut Kur-an tercümelerin de bu kelime bulunmuyor. Bundan dolayıdır bilinmez, çoğu İnsanlar, Kur-an’ın sahte bir Kitap olduğunu ısrarla dayatıyor. Daha geçenlerde tüm insanların gözü önünde- Kur-an yakıldı, tüm İslam aydını sanki olaydan sevindi diye - baka-kaldı.

Bundan dolayıdır <İlah> kelimesi eylemde- <الله> = <<Allah>> olarak gelir. <Allah> kelimesi ise- “yönetmenin” çoğulu ve süreklisidir, geniş zaman anlamında değil de, sonsuzluk içinde. <Allah> = sonsuz Yönetici veya sonsuzun yöneticisidir, kelimenin ebediyet içinde geniş anlamı ile = “Her-şeyin-sonsuz-yöneticisi”.

                                          <الله> - Allah = Her-şeyin-sonsuz-yöneticisi

Şimdi iki Ayet ile denetleyelim:

  

6/3 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَهُوَ اللَّهُ فِي السَّمَاوَاتِ وَفِي الْأَرْضِ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ

  

[Ve O, göklerin içeriliğinde ve yerlerin içeriliğinde “Sonsuz-yöneticidir”. {Sürü-yürüttüklerinizi ve {yüze-yüzleştirdiklerinizi} bilir ve ne {çatı-verdiklerinizi}- bilir]. Bu Ayette : <ve O, göklerin ve yerlerin Allah’ı-dır> veya <O, göklerde ve yerde Allah-dır> -denirse, Gökler ve yerler Tanrı konumuna geçer, örneğin: ve O (= Yaşar bey) göklerin ve yerin Yaşar’ı-dır, –denince, Gök ve yerler Yaşar’ın olmaz da - Yaşar göklerin ve yerlerin olur.

Ayete dönünce: <ve O, göklerin ve yerin içeriliklerinde – Allah-dır> = falanca-dır – veya göklerin ve yerlerin içeriliğinde Ahmet Hasan-dır -dense, bu tür bir deyiş- o-den uyumsuz olur ki, Tanrıyı, Tanrı olmaktan çıkartır. Beynimizin yaratıcısı yüce Allah, öyle bir cümle kurdu ki, cümleyi sadece <ve O Allah, göklerin ve yerin içeriliklerinde- “Sonsuz-yöneticidir”> veya <ve göklerin ve yerlerin içeriliklerinde “Sonsuz-yönetici”- O-dur> -anlamını verir. Böylece bu cümle ile <<Allah>> kelimesi: “Her-şeyin-sonsuz-yöneticisi” O-dur - anlamı ile teminat altına alındı.

İkinci Ayet:

  

20/98  اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - إِنَّمَا إِلَهُكُمْ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا

  

[Sizin ne öylesi yöneticiniz yoktur, sadece {Sonsuza-dek-yönetmek} durumunda-bulunandır. Tüm {gerekli-görülenleri} bilimle belirginleştirdi] <<Allah>> kelimesine bitişik < الَّذِي> vardır ki <Allah> olarak tercüme edilmesini engeller.

Sadece ve ancak: <sizin yöneticiniz, sadece Her-şeyi-sonsuz-yönetmek durumunda-bulunandır> anlamında tercüme edile-bilinir. “Durumunda-bulunan” ikilemli kelime ise, “sırf O-dur her-şeyi-sonsuz-yöneten” anlamının belgesidir.

 

Bu, yaratıcımız yüce Allah’ın kendine seçtiği <<Allah>> adının  “Her-şeyin-sonsuz-yöneticisi” –anlamı, önemine binaen Kur-anda benim saydıklarıma göre 2690 kere tekrarlanır + eylemde 75 kere <İlah> + 16 kere <Lehv> olarak farklı konularda işlenerek <İlah> kelimesinin anlamı – Yönetici – olarak kesinleştirildi.

Kur-anda bulunan tüm <<Allah>> kelimeleri, parantez içinde eşitleyerek (= “Sonsuzun-yöneticisi”), gerektiğinde = cümlenin yapısına göre (= “Her-şeyin-sonsuz-yöneticisi”) olarak da –tercüme edile-bilinir.

 

Kur-an’da yaratıcımız yüce Allah’ın “Her-şeyin-sonsuz-yönetici” olduğunu besleyen ve belgeleyen çok daha Ayetler vardır. Bu Ayetlerle yöneticinin vasıfları anlatılırken yöneticilik makamına karşı nasıl davranılacağı da- bildirilir.

Bunlardan birincisi, Yöneticinin- yönetim işine karışmak konusudur. Yöneticinin yaptıracağı işlere şu veya bu şekilde karışılırsa, işler rayından çıkar. Çünkü Yönetici neyi ne için yaptırdığını, ancak kendi bilir, dolayısıyla yönetim işine karışılmaz. İblis şeytan olmadan önce, “Her-şeyin-sonsuz-yöneticinin” emrinde çalışıyordu, bir konuda kendine göre davranınca, işten çıkartılır. Çünkü Yöneticinin- yönetim işine karışılmaz, ya çalışırsın veya da gidersin.

 

“Yönetim-işine-karışmak” konusu, önemine binaen Kur-an’da çok yönlü veya boyutsal olarak açıklanır. Sunum -2 de de- namazda yapılan kasıtlı değişikliklerden dolayı kısaca üzerinde durdum. Ancak İslam dünyası bu <شرك> = Şirk konusundan dolayı çok büyük yanlış işler yaptığı için bu yazımda da başka bir açıdan üzerinde duracağım. Şeytan bir hata ile işten kovulur, tek bir hata, itaat- o-den önemlidir.

Yöneticinin yönetim işine-karışılırsa, karışanlar gelecekten bihaber oldukları için hem dünyaları ve hem de ahretleri perişan olur. İşte, Yaratıcının yönetim işine-karışıldığı için Dünya kan ağlıyor.

Kâinatın sahibi ve yaratıcısı yüce Allah, dünyayı öyle bir dengeledi ki, karışırsanız = havayı kirletilirse, suyu kirletilirse, bitkisel dünya karıştırılırsa, Yaratıcının koyduğu Hak ve hukuka itaat edilmez ise, yaşam aksar ve zamanla çöker. İnsan kendi eğitim işine-karışırsa ya Maymun olur veya helâk olur. Bütün bunların hepsi- bir şeyi belgeler: Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’ın yönetim işine- karışılmaz. Bilebileceğiniz işlere- karışamayacağımız gibi, bilemediğiniz işlere hiçte yaklaşamayız, hele de insanların- İnsan olarak yetiştirilmeleri ve Cennete nasıl gidebilecekleri konusunda hiç ama hiç- karışılmaz.

“Yönetim-işine-karışmak” konusu, Kur-an’da şöyle açıklanır. İlk aşamada alacağım Ayetlerin hepsini vermeden sadece konu ile alakalı olan cümleleri alıyorum.

1. Ayet cümlesi:

  

18/26        اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - مَا لَهُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا يُشْرِكُ فِي حُكْمِهِ أَحَدًا

  

[… ne onların O-nun {dizi-derlediklerin}-den {Çeki-yönlendirici} vardır, ve O-nun {oluş-bildirişi} içeriliğinde- kimseyi “{işe-karıştırmaz”] <حكم> = Olacakları-bildirmek = yapılacakları-bildirmek, “yapılması gerekenleri –bildirmek”, Yaratıcı ve Yönetici olan yüce Allah, hiçbir kimseyi işine-karıştırmaz. Bu kesin hükümdür. Bu <حكم> kelimesi, bilerek kondu, çünkü olacakları-bildirmek, yöneticinin işidir. <Hekim> kelimesinin ne anlama geldiğini, Sunum-2 yazısında kısaca açıkladım.

Gelen Ayet ile de bize O-nun işine-karışmamayı emrediyor, Ayet:

  

4/36 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَاعْبُدُوا اللَّهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا

  

[Ve Allah’ı üstlenin ve O-nun ile {işe-karışmayın}…] <به> O-nun “ile” işe-karışmayın. Eğer “O-nun işine-karışmayın” – dense, insanın yöneticimiz yüce Allah ile ilişkileri kopar, çünkü O-nun denince = bizim ile alakası olamayan - O üçüncü kimse –olur. Birde, Yönetici yüce Allah ile işe-karışmayın –denince, Dünya işlerinin Cennete göre yapılmasında – Cenneti bilmeyen veya Cennet için ne gerektiğini bilmeyenler- işe-karışırsa, Cennet tehlikeye girer. Eğer biz bu dünyaya cennetimizi kazanmak için yerleştirildik ise ki onun için yerleştirildik, Cennet’i kazanma konusunda “olacakları-bildirmeyi” sadece - Yönetici yüce Allah bildiği için, Cenneti kazanma konusunda ve Dünya yaşantısının güvencesi için – yaratıcımız yüce Allah’ın Yönetim-işine-karışılmaz.

Bir İnsan olarak – yaratıcımız yüce Allah’ın Saltanat işlerine karışamayız, biz insan olarak sadece Dünya işlerinde - yönetime karışa-biliriz. Dolayısıyla Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’ın işine-karışmak –demek = bünye ve seviyemize göre kendi yönetim işlerine-karışmak –demektir.

<شرك> kelimesi, mevcut tercümelerde “ortak-koşmak” olarak bilinir ve öylece de tercüme edilir. Ancak bu “ortak-koşmak”, İş-ortağı anlamında anlaşılmadığı ve anlatılmadığı için bir ikinci Tanrı düşünülerek, Tanrı yüce Allah’a tanrılık ortağı olarak konur. Eğer “İş-ortağı” olarak anlatılır ise, aynı sonucu verir, çünkü yaratmak ve yaşatmak Tanrı işidir, O-na “iş-ortağı” koşulur ise, iş-ortağı olarak koşulan, Tanrı olur. Dolayısıyla “Ortak-koşmak” ikilemli kelime, Saltanatın sahibi yüce Allah ile bağlantılı olarak söylenemez, düşünülemez ve ağıza da alınamaz, Dini dili ne olursa olsun, söylenemez.

Kimmiş Yaratıcı yüce Allah ile boy ölçecek olan!

Kelimeyi “ortak-koşmak” olarak zorla sokmaya çalışanlara- Ayet:

  

6/100 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَجَعَلُوا لِلَّهِ شُرَكَاءَ الْجِنّ

  

[Ve Cinleri, Allah’ın {işe-karışıcıları} olarak koyuverdiler…] Cinleri, Yaratıcı yüce Allah’ın ortakları olarak koyuverdiler –denemez, veya Cinleri Allah’a ortak koştular da denemez, çünkü Ayette Cin değil de Cinler deniyor, tüm Cinler ise, belki de insanlardan fazladır, böyle nereye varılır ki.

Başka bir Ayet:

  

17/64 َعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَاسْتَفْزِزْ مَنْ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَأَجْلِبْ عَلَيْهِمْ بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الْأَمْوَالِ وَالْأَولَادِ وَعِدْهُمْ وَمَا يَعِدُهُمْ الشَّيْطَانُ إِلَّا غُرُورًا

  

[Ve onlar dan kimi sesin ile {işe-koyabilirsen} ve onlara yönelik aban, {ön-başa-alışın} ile ve {ayak-duruşunla} –kazan, ve mallarının ve evlatlarının içeriliğine {işe-karış} ve {kat-et} onları. Ve nede şeytan onları {kat-eder}, sadece püskürmek ile].

Konumuz için Ayette lazım olan cümle: <onların mallarına ve evlatlarına ortak ol>, Şeytan görünmüyor ki bize ortak olsun, görünse de olamaz, malımıza ve çocuklarımıza nasıl ortak olacak, kim onu ortak eder ki, yoksa yaratıcımız ve yöneticimiz yüce Allah ona zinayı yapmayı-mi emrediyor, aman ne korkunç tercüme.

Ayetin bu cümlesinde yaratıcımız ve yöneticimiz yüce Allah şeytana: edebilirsen <onların mal ve çoluk-çocuklarının “işine-karış”> ki bugün .şeytanın eylemde yaptığı budur, Şeytan her işimize karışır, ama hiçbir işimize ortak olamaz.

<Şirk> kelimesi, başka bir Ayette:

  

43/39 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَلَنْ يَنفَعَكُمْ الْيَوْمَ إِذْ ظَلَمْتُمْ أَنَّكُمْ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

  

[Ve bu dönemde {işinize-yaramayacak}, {önü-tıkadığınız} da {üste-itişlerde} {işe-karışıktınız}] son cümle, mevcut tercümelerden: azapta ortak değil-mi-idiniz? Azapta- ortak olunmaz, sadece – aynı azapta beraber olmak = aynı azapta, azap işinde, “işe-karışık” olmak.

Bu Ayet, önce ki Ayetin akışında: bu gün mazeret göstermeniz, <işinize-yaramayacak, insanlara baskı yaparken, üste-itişlerde = ne yapacaklarını onlara dayatırken “işe-karışıktınız” = iktidarla işe-karışıktınız. Siz onlar için propaganda yapıp iktidar olmalarını sağladınız, iktidar olarak işe-karışık –idiniz = beraber idiniz, şimdi nenin mazeretini göstermeye çalışıyorsunuz. Aynı azabı sizde hak ettiniz.

  

20/32 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَأَشْرِكْهُ فِي أَمْرِي

  

[Ve onu emrimin içeriliğine {işe-karıştır}] = bana verdiğin emirlerin içeriliğine- “işime-karışsın”. Ortağım olsun denemez, çünkü peygamberliğe ortak olunmaz, iki Peygamber olur ancak peygamberliğe ortak olunmaz. Baba malına ise, zaten ortaklar. Bu durumda sadece benim “tebliğ işime-karışsın” olur. Ve bunlara benzer tüm Ayetler “Yönetici yüce Allah’ın işine-karışmayın” olur ki, gerekli olan da budur.

Kanıtlayıcı bir Ayet daha:

  

16/51 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَقَالَ اللَّهُ لَا تَتَّخِذُوا إِلَهَيْنِ اثْنَيْنِ إِنَّمَا هُوَ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَإِيَّايَ فَارْهَبُونِي

  

[Ve Allah {kısmı-bildirdi}: ikilemli yöneticiler –almayın, O öylesi tek Yönetici-dir. Böylesi Beni- böylesi {göz-önünde-bulundurun}] veya <böylesi tek yönetici olan Beni - böylesi tek Yönetici olarak - Göz-önünde-bulundurun> başkalarını yönetici almayın. Son cümlede iki tane <ف> = böylesi -var.

Ayette geçen “ikilemli” kelime = ikili başbakanlı olmayın, bir ikici Yönetici –almayın veya iki başbakanlı olmayın. Namaz ve Oruç konusunda Beni başbakan olarak alırsınız, diğer Dünya işlerinizi yürütmek için kendi eliniz ile seçer ve onun emrinde çalışırsınız. Böyle iki Başbakanlı olmayın. Benden başka Başbakan yok veya Benden başka Devlet-başkanı yok.

Bu Ayet, <İlah> kelimesinin “Yönetici” anlamında olduğunun teminatıdır.

<Allah> = Her-şeyin-sonsuz-yöneticisi veya <İlah> kelimesinin Yönetici oluşu, <Şirk> = yönetim “işine-karışılmaması” ile kaynaşıktır. Yöneticinin yönettiklerine birinci şartı, yönetim işine-karışmamaktır, hiç kimse Yöneticinin işine-karışamaz veya Yönetici, hiç kimseyi işine karıştırmaz. Karıştırır ise, yöneticilik vasfını kaybeder.

<Şirk> kelimesinin kökü, <Şereke-dir>. Eylemde:

-          Şerik = işe-karışıcı,

-          Şirk = işe-karışmak,

-          Müşterek = işe-karışık (beraberce),

-          Müşteri = bir an veya bir konuda, Esnaf ile aynı işte, işe-karışık – davranmak,

-          Müşrik = işe-karışan veya işe-karışmış.

Ortak değil de, komanda veya emirde söz sahibi olmaya çalışmak. Örneğin: bir Usta çalışırken birisi gelir de ona nasıl yapacağını veya şöyle yap böyle yap diyerek ustanın işine karışır, Usta da ona: işime-karışma -der. Şirk, bu anlamdadır.

Yaratıcımız yüce Allah da Müslümanlar başta olmak üzere tüm insanlığa emrederek:

  

2/163 < اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الرَّحْمَانُ الرَّحِيمُ

  

[Ve tek Yönetici-dir sizin yöneticiniz, Yönetici yoktur- sadece “O” {derleyip-kayırmakta} olan {derleyip-kayırıcı}] = yaratır ve yarattıklarını an-bi-an kayırır, işte O derleyip-kayırandır sizin Yöneticiniz.

Yöneticinin işine-karışmak nasıl olur.

Yönetim işe-karışmak = verilen emri- verildiği gibi yapmamak veya verilen emri- kendi çıkarına göre eğip-bükmek. Verilen Emir, aynı Emir, ancak uygulanışta - emri verenin istediği gibi değil de, kendi çıkarına uydurup yapmak veya kolayına nasıl gelirse öyle yapmak. Böylece verilen emri, kendi çıkarına, kullanılıyor.

Kimileri- para kazanmak için, kimileri- nam ve şöhret için, kimileri- El Ayak öptürmek için, kimileri de toplumda söz sahibi = etkin olabilmek için herhangi bir şeyi daha iyi yapacağını söyler ve öylece insanları kendine bağlar ve ardından sömürmeye başlar. İnsan üzerinde hâkimiyet kurmak için birilerini kullanmak.

Örneğin: kıyafet konusunda ister erkek ister kadın olsun, Kur-an’ın koyduğu ölçüleri kendi çıkarına farklı anlatıp şu modadır bu modadır diyerek- İslam giyimi diye satar ve öylece Yaratıcımız ve Yöneticimiz yüce Allah’ın Yönetim-işine-karışır. Falanca mezhep öyle giyinir, falanca tarikatçılar şöyle giyinir, O cemaattir bu teşkilat, kurum ve kuruluştur. Yaratıcımız yüce Allah’ın yönetim-işine-karışmak için yarışılır. Bu durum sadece giyim konusu ile sınırlı değil, tüm yaşama alanları, böylece saptırılıyor.

Bunlardan yola çıkarak yaratıcımız yüce Allah:

  

72/20 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - قُلْ إِنَّمَا أَدْعُو رَبِّي وَلَا أُشْرِكُ بِهِ أَحَدًا

  

[Kısmı-bildir: Yetiştiricimi öylesi ne {özel-çağırıyorsam} ve O-nun “ile” kimseyi {işe-karıştırmam}]. Günümüzün tercümelerinde bu Ayet, “Ben ancak Rabbime yalvarırım ve o’na kimseyi ortak koşmam”. Tekrar ediyorum: Yaratıcı yüce Allah’a ortak koşulmaz.

Son cümlede de yapılan yanlış ile mezhepleşmelere, tarikat, cemaat, teşkilat, kurum ve kurumlaşmalara yaratıcımız ve yöneticimiz yüce Allah’a rağmen yol veriliyor. Ayette bunun tersi emrediliyor: <beni yönetmesi için yetiştiricimi özel-çağırıyorum ve yönetmek konusun da, kimseyi O’nun ile işe-karıştırmam>. Beni yönetmek için sadece Rabbim yüce Allah’ı özel olarak çağırırım, başka hiç kimseyi benim hayatıma karıştırmam.

Son cümlede <به> var, <به> “O’na” anlamında değildir. O’na demek için <إليه> demek gerekir. Kur-anda ki “cer veya izafi” harflere hiç önem verilmiyor. Cer veya izafi harfler, anlamı işletir, örneğin: “Ben”- anlamı, benim işlemeyen durumumdur, beni cer-harfler işletir. Ben- anlamını işletince: beni, benim, bana, bende, benden, benim ile şeklinde “Anlam” işletilir. Ben bu cer veya izafi harfleri, işleti harfler = “işletiler” diye adlandırdım. İşleti harfler bazen 2 veya 3 ola-biliyor, dolayısıyla “işletiler” deyince, tüm Anlam işleticilerini kastetmiş oluruz. Cer veya izafi harfler = İşletiler, anlamı- işletenlerdir.

Eğer biz “işletileri” değiştirir = yerlerini değiştirir veya söz konusu etmez isek, anlamları ve cümleleri – işletemeyiz veya ters işletir ve öylece tireni raydan çıkartırız. Yanlış yerleştirilen veya gösterilmeyen tek bir harf ile - tüm Kur-an’ın hükmü kaldırılır, tek bir harf ile Kur-an geçersiz konuma düşer.

İşte 72/20. Ayetin son cümlesinde ki  <ب> = b – harfi, bunun örneğidir. “B” harfinin tüm Kur-an da olduğu gibi cümlede de görevi = “ile”-dir, <اعذ...  وَلَا أُشْرِكُ   بِهِ   أَحَدًا> = kimseyi O’nun “ ile”  yönetim işe-karıştırmam. Cümlenin üzerinde fazla durmadan önemine binaen bir örnek Ayet alıyorum:

  

7/180 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَلِلَّهِ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى فَادْعُوهُ بِهَا وَذَرُوا الَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِي أَسْمَائِهِ سَيُجْزَوْنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

  

[Ve özgün kimlikler, Allah’ın-dır, O’nu, onlar  “ile”  böylesi {özel-çağırın}..] Özgün = kişiye has, <özgün isimler Yaratıcı ve Yönetici Allah’a hastır = Yaratıcı, Yönetici, Yaşatıcı, Yetiştirici. 99 has isimlerin var olduğu sanılır. Sizi yaratan ve yaşatan Rabbinizi anacağınız zaman- O’na has olan “Özgün” isimler  “ile”  O’nu anın. Eğer mevcut tercümelerden = “O’na o güzel isimleriyle dua edin” –denirse, tireni raydan çıkarırız.

Bu yanlış tercüme, başta – b – harfine itibar edilmediği için oluştu. <onlar “ile”> denmez ise, “O’nu dua edin”- demek zorunda kalırsınız, bu tür tercüme bir şey ifade etmediği gibi, tireni raydan çıkarır, çünkü Ayette- “O’na dua” etmekten bahsetmiyor, Ayet: Rabbiniz olan yüce Allah’ı özel-çağıracak iseniz veya çağıracağınız zaman, sadece veya öyle yalın halde <Allah> demeyin.

Hani siz birbirinizi çağırdığınız da- “sayın hocam” veya “doktor bey” diye başlarsınız, yaratıcınızı özel-çağıracağınız zaman neden sadece <Allah> dersiniz. Yaratıcınız, sizin hoca kadar veya doktor kadar olamadı mı?

Bilin ki, Saltanın sahibi ve sizin yaratıcınız ve yaşatıcınız olanı - özel-çağıracaksanız, o zaman O’nu, O’nun has kimlikleri – ile –  “yaratıcımız ve yöneticimiz yüce Allah” diyerek özel-çağırın, “yaratıcımız, yöneticimiz ve Rabbimiz yüce Allah” –deyin ve öyle başlayın.

Sonra gelen cümle: [ve O’nun kimlikleri içeriliğinde {öte-geçmek} {durumunda-bulunanları} –bırak, ne yapmakta iseler, {üstüne-çekilecek}] = bırak istedikleri gibi çağırsınlar, onlar bu yaptıklarını, elbet yaşayacaklar.

Mevcut tercümelerde: onlar yapmakta olduklarının “cezasına” çarptırılacaklardır –cümlesinde ki “ceza”, bizim bildiğimiz “cezalandırmak” anlamında değildir, <جزي> kelimesinin anlamı = üstüne-almak, üstüne-çekmek, bu dünyada yaptıklarını, ahrette yaşayacaksın = üstüne-çekeceksin. Ayetin son cümlesinde: ne yapmakta iseler, üstüne-çekilecek = onlar Saltanatın sahibi Yaratıcı yüce Allah’ı anarken öyle yalın halde - <Allah> derlerdi, şimdi de onlar öyle yalın halde ilgisiz ve önemsiz –çağrılacaklar. Yoksa Rabbimiz yüce Allah onlara tenezzül edip bizim bildiğimiz cezayı –vermez: 29/55 <اعذ... ذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ> saygısız herif.

Eğer Ayette geçen – b – harfini a veya ı olarak alırsanız, o zaman onlar-ı O’na anın –olur ve öylece tiren raydan çıkmış ve iş tersine dönmüş oldu. Bu durumda Özgün kimlikler ile Yaratıcı yüce Allah’ı özel-çağırmıyorsunuz da- onları- Yaratıcı yüce Allah – ile – çağırıyorsunuz. Öylece Tanrı makamı değiştirildi, bu ve buna benzer çok daha yerlerde tek bir harf ile Ayet, Ayet olmaktan çıkar.

Eğer – b – harfi = ile olarak- veya tüm “işletiler” ile cümle anlam vermiyor ise, yan kelimeler veya cümlede bulunan kelimelerin gerçek anlamları bulunamamıştır veya cümle kurulamadı veya da her ikisi. Ama mutlak “işletiler” tercüme ve açıklamalara alınacak, ister tek harf olsun ister iki, üç veya daha fazla. İşletilersiz yapılan tercüme, geçersizdir.

 

İşletişler = harfi-cer konusunda, bu kadarla yetinerek konumuza dönerken- <شرك> kelimesinin anlamını, Kur-an kendi veriyor. Kanıt olarak ilerde verdiğim Ayetlere ek olarak önceki yazı = Sunum-2 de verdiğim iki Ayeti – açıklamış olmama rağmen, burada önemine binaen- tekrar vermem gerekti.

  

30/31.اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  -  مُنِيبِينَ إِلَيْهِ وَاتَّقُوهُ وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَلَا تَكُونُوا مِنْ الْمُشْرِكِينَ

  

[Ona {çeki-çevreşin} ve O’nu {önemli-tutun}, iliştirmeleri bütünleştirin ve {işe-karışanlar} dan olmayın] müşrik = yönetim-işine-karışanların kim olduklarını, sonra gelen  Ayet ile açıklıyor; Ayet:

  

30/32  اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  -  مِنْ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ

  

[Dizi-derlenişlerini bölümleyerek Örgüt olmuş durumunda-bulunanlar dan, her birlik de, kendinde olanlar ile çalımlanır dururlar]. < مِنْ الَّذِين> = Durumunda-bulunanlar dan olmayın. Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’ın yönetim işine-karışmak durumunda-bulunanlar dan = yönetim-işine-karışmakta olanlar dan olmayın.

30/31. Ayette: <O’na çekip-çevreşin> buyurması ile - bölümleşmelere ve örgütleşmelere izin vermemiş oldu. Ve bölümleşmelere, örgütleşmelere gidenleri <شرك> yönetim-işine-karışanlar olarak sınıflandırdı. O tür kimseler Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’ın yönetim “işine-karışıyor”. Karışınca da bölümler oluşturdular = mezhepler, tarikatlar, cemaatler, teşkilatlar, kurum ve kuruluşlar = hizipçiliği geliştirdiler.

 

Ayetler açık seçik mezhep, tarikat, cemaat, teşkilat, kurum ve kuruluşları tarif ediyor. Dinlerini “bölümlüyor”, dikkat! Bölmüyor, sadece bölümlüyor = bölümlere ayırıyor ve Din içinde şucu bucu oluyorlar, öylece “Örgüt” = cemaat, teşkilat, kurum ve kuruluşlar oluşturuyorlar, cemaat çoğaldıkça da “partiye” = birliğe dönüşüyorlar, her birlikte, kendi içtihadına göre amel eder veya davranır. Günümüzün hizipçiliği, bundan daha iyi hiç kimse anlatamaz.

 

Bunlar kendi çıkarlarına göre içtihat ederek = Kur-an’ı kendi çıkarlarına göre eğip-bükerek kendilerine has ibadet tarzları geliştirip: biz doğrusunu yapıyoruz diyerek- meydanlara döküldüler. Ayette geçen < حِزْبٍ>= parti olarak anlaşılır. Parti kelimesi yabancı dildendir, gerçek anlamı = Birlik-tir, bir fikir etrafında birleşenler veya birlik yapanlar. <حِزْبٍ الله > denice = Yaratıcı ve Yönetici Allah’ın “birliği” denmiş olur.

Dinlerini bölümleyip örgütleşmek durumunda-bulunanlar – birlik oluşturanlar- Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’ın yönetim “işine-karıştıkları” için yaptıkları geçersiz oluyor,

Ayet:

  

6/88  عِبَادِهِ وَلَوْ أَشْرَكُوا لَحَبِطَ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - ذَلِكَ هُدَى اللَّهِ يَهْدِي بِهِ مَنْ يَشَاءُ مِنْ

  

[Öyledir Allah’ın {çeki-derleyişi}, üstlenicilerin den {gerekli-gördüğünü} onun ile {çeki-derler}. Eğer {işe-karışırlarsa}, yapmış oldukları onlar dan “{geçersiz-sayılacak}] Yaratıcı yüce Allah’ın Eğitim-değerleri = Kur-an, böyledir, onun ile üstlenicilerinden gerekli-gördüğünü çeki-derler = eğitir.

Ayetin ikinci cümlesi: <eğer Yaratıcı yüce Allah’ın yönetim-işine karışırlarsa, yapmış oldukları –geçersiz sayılacak> veya Yaratıcı yüce Allah’ın yönetim- işine karışanların yaptıkları, geçersiz sayışacak. Eğer 5/72. Ayet birilerinin kafasına takılıyor ise, 5/72. Ayette “ortak” olacak veya olunacak veya da koşulacak- bir durum yoktur, Ayet:


5/72 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ وَقَالَ الْمَسِيحُ يَابَنِي إِسْرَائِيلَ اعْبُدُوا اللَّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ إِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ وَمَأْوَاهُ النَّارُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ

  

[Karalamayı {koyu-vermek} {durumunda-bulunanlar} {kısmı-bildirdi}: Allah, öylesi o Meryem’in oğlu Mesih’tir, ve Mesih kısmı-bildirdi: siz İsrail oğulları, benim yetiştiricim ve sizin yetiştiriciniz Allah’ı üstlenin. O kim öylesi Allah ile {işe-karışırsa}, Allah böylesi ona yönelik Cenneti {açığa-alı} veri-koydu. Ve onun {çekip-yerleşeceği}, iletilişedir. Ve ne {önü-tıkayıcıların} {yardım-edenler} den var].

<Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah, Meryem’in oğlu Mesih’tir> –demekle, Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’a ortak koşmayı- söyletmez ve göstermez de. Cümlede ortak koşacak bir neden bulunmuyor, çünkü Tanrı, iki-leştirilmiyor. Yahudiler tanrıyı, Mesih’in bünyesine- indirgemeye çalışıyor, çünkü dünyanın yönetimini kendi illerine almaya çalışıyorlar. Bunda dolayı da, gerçek tanrıyı, eritmeye uğraşıyorlar.

Meryem annenin oğlu- Mesih (Ğisa a.s.) da onlara dedi ki: beni tanrılaştırmayın, sadece benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin = O’nun emrettiği gibi çalışıp yaşayın- “yönetim-işine-karışmayın” = yönetmeye falan kalkışmayın. Bu konuşmadan, ortak-koşmak durumunu –çıkmaz.

Ve tehdit ediyor:  <kim Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’ın “yönetim-işine-karışırsa”, Cennet ona haramdır, gideceği yer de - Cehennemdir>.

 

Konu Ayetlerine dönünce, müşriklerin =  “yönetim-işine-karışanların” kimlikleri açıklanıyor: 33/31. ve 32. Ayetler bir arada okununca <Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’a çeki-çevreşin ve O’nu önemli tutun, iliştirmeleri (namazları) bütünleştirin ve yaratıcınız olan yüce Allah’ın “yönetim-işine-karışanlar” dan = müşrikler den olmayın. O (müşrikler den = işe-karışanlar dan)- dinlerini bölümleyerek Örgüt olanlar “dan”, her birlik kendinde olanla çalımlanıp durur>. Kendi içtihatlarıyla oluşturdukları muamelata güvenir ve yetinirler, siz ne derseniz deyin, onlar sadece bildiklerini yaparlar.

 

Kur-an bu konuyu önemine binaen- boyutsal ele alarak enine boyuna açıklar ve “yönetim-işine-karışmanın” ağır sonuçlara sebep olacağını –bildirir. Konu o-kadar önemli ki,

  

39/65  اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَلَقَدْ أُوحِيَ إِلَيْكَ وَإِلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكَ لَئِنْ أَشْرَكْتَ لَيَحْبَطَنَّ عَمَلُكَ وَلَتَكُونَنَّ مِنْ الْخَاسِرِينَ

  

[Ve sana ve önü-sıran dan öylesi durumda-bulunanlar-a {ileri-derleyi-verdim}: işe-karışırsan- yaptıkların geçersiz-sayılacak diye, ve kayba-uğrayıcılar dan olursun].

<Ve sana ve önü-sıran dan senin durumunda-bulunanlar-a ileri-derleyi-verdim = geleceğe yönelik önünüze koydum: işe-karışırsan yaptıkların –geçersizdir diye, ve kayba-uğrayanlar dan olursun>.

Kainatın sahibi yaratıcımız ve yöneticimiz yüce Allah- gelip geçmiş tüm peygamberlere ve bizim peygambere “şart koşuyor”: eğer benim yönetim-işime-karışırsanız = size verdiğim emirleri, eğritip-büğrütüp yapar ve yaptırırsanız – veya kendiliğinizden bir-şeyler eklerseniz veya da Benim adıma bir şeyler söylerseniz, yaptıklarınız ve yapacaklarınız, geçersiz sayılacak ve hüsrana uğrayanlar dan olursunuz. Bu Emir tüm peygamberlerdir. Biz de kim oluyoruz ki kafamıza göre bir şeyler yapmaya kalkışacağız.

 

Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’ın “yönetim-işine-karışmamak” konusunda Peygamber İbrahim a.s. Rabbimiz yüce Allah dan ödül alarak bize örnek verildi, üç Ayet:

  

4/125 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَمَنْ أَحْسَنُ دِينًا مِمَّنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَاتَّبَعَ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَاتَّخَذَ اللَّهُ إِبْرَاهِيمَ خَلِيلًا

  

[Ve kim {dizi-derlemekte} görkemi-ni Allah’a ait {yolu-yordamına-koyan} kimse den- özgündür ve o, özgünleşmiştir. Ve {direk-bağlanarak} İbrahim-in milletini –peşle. Ve Allah, İbrahim-i - {ön-başı-yürütmeye} aldı] = Başçavuş olarak –aldı.

Ve kim, Cennete göre biçimlenmekte görkemini = görünüşünü- Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’a ait yolu-yordamına-koyan kimseden daha özgün olabilir, ve o, Peygamber İbrahim a.s –ın milletine tabi olarak özgünleşmiştir = Cennet varı öz-yapısına kavuşmuştur.

Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah, Peygamber İbrahim a.s.-ı ön-başı-yürütmeye = on-dan sonra gelecek Peygamberlere ve onların ümmetlerine Başçavuş olarak aldı.

Ayette geçen <Halil> kelimesi, dost anlamında değildir.

  

18/33 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - كِلْتَا الْجَنَّتَيْنِ آتَتْ أُكُلَهَا وَلَمْ تَظْلِمْ مِنْهُ شَيْئًا وَفَجَّرْنَا خِلَالَهُمَا نَهَرًا

  

[İki Filizleşenlerin tüm yiyeceklerini aktardık, ve on-dan {gerekli-görülenlerin} {önünü-tıkamadık}. Ve Biz onların {ön-baş-yürütülüşünden} {beri-akışlar} çağlattık].

Çağlattık = fışkırttık. Dağların <Hilale-ha> = “tepesinden aşağıya doğru”- Irmakları fışkırtarak beri-akıttık = aşağıya doğru akıttık.

Bu Ayette bir ikinci önemli <Zeleme> kelimesi var. Bu kelime diğer kelimelerin çoğu gibi aynen <Zalim> olarak tercüme edilir. Bir Dil, aynı kelime ile tercüme edilemez, sadece açıklanır. Tercüme için- tercüme edilecek dilden kelime bulunarak tercüme edilir. “Bunun herkes-çe bilinmesi gerekir”. Eğer kelime bulunamaz ise, o zaman yeni kelime geliştirilir.

Benim yaptığım gerek Türkçe ve gerekse Almanca Kur-an tercümelerini- yüzde/yüz türkçeleştirerek veya almancalaştırarak yapıyorum. Bundan dolayıdır çokça yeni kelime geliştirmem gerekiyor. Bu yeni kelimelerin ilk aşamada – anlaşılmaları, elbet zor olacak, ancak bir veya iki kuşak sonra kelimeler gerekli yerlerine oturur.

Kanıt olarak Ayette ki <Zeleme> kelimesini <Zalim> olarak tercüme etmeye kalkışanlar, kafadan uydurmaları gerekecek ki, Rabbim yüce Allah böylesi durumlardan korusun. Az yukarda gördüğümüz üzere, bir Harf alınmaz veya yanlış tercüme edilir ise bile - Kur-an geçersiz duruma düşer, o-den önemlidir.

<Zelem> kelimesinin anlamı = “Önü-tıkamak”-tır, daha kolay anlaşılması için yabancı dilden “bloke-etmek”. Önü-tıkamak = gelişmesini engellemek, İslam dinine göre yaşamayı engellemek, kişiyi bloke-etmek. Bir kimse, kendinin de önünü-tıkaya-bilir, kendine zulmeder = kendi Cennetini kazanmasının önünü-alır, kendini bloke eder, öylece başkalarının da önünü-tıkar. Zalimler = önü-tıkayanlar.

Ayette ki <Zeleme> kelimesi: Biz bahçede bitecek ne var idi ise, hepsini yeşerttik, hiçbir tohumun “önünü-tıkamadık”  = bitmesini ve büyümesini engellemedik = Müslüman olmalarını engellemedik veya Müslüman-ca yaşamalarını engellemedik,  hepsi yeşerdi ve tüm yiyeceklerini verdi = kim istiyor ise, Müslüman-ca yaşaya-bilir veya herkes istediği gibi çalışsın ve yaşasın. Bahçede bitecek hiçbir yiyeceğin “önünü-tıkamadık” = hiçbir insanın “önünü-tıkamadık”, gelişmesini engellemedik, hiç kimse de - engellemesin.

Bu 18/33 Ayeti, <Zeleme> kelimesinin “önü-tıkamak” anlamında oluşunun belge ve teminatından biridir.

Konumuza dönünce, son cümlede: <Biz onların <Hilali-ha> = ön-baş-yürütülüşünden beri-akışlar çağlattık> = dağların tepesinden aşağıya doğru Irmakları akıttık. Veya 4/125 : <Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah İbrahim’i   “ön-başı-yürütmeye” = Başçavuş veya baş-müdür olarak –aldı. Nasıl ki Irmaklar dağın tepesinden fışkırmaya başlar ve aşağıya doğru akarsa = İbrahim a.s. da, sonra gelen Peygamberlerin ve ümmetlerinin “ön-başını-yürütmeye” alındı. Dolayısıyla <Halil>, dost anlamında değil olamaz da. Taşlar yeri-yerine konması gerekir, kimin- kim olduğu, görülmesi gerekir. Kul ile Yaratıcı, karıştırılamaz.

  

16/23 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - ثُمَّ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ أَنْ اتَّبِعْ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنْ الْمُشْرِكِينَ

  

[Bitişinde İbrahim-in milletine {direk-bağlanıp} peşle diye- sana {ileri-derleyi-verdik}. Ve ne {işe-karışıcılar} dan oldu] veya “direk-bağlanarak” onları peşle.

İbrahim’in milletine direk-bağlan ve onları peşle, çünkü o, yönetim-işine-karışıcılar dan = mezhepçiler den, tarikatçılar dan, cemaatçiler den, teşkilat, kurum ve kurumcular dan –değildi, yaratıcısının yönetim-işine-karışmıyordu, onlar direk Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’a bağlı idiler, sende onları peşle diye sana vahyettik.

16/23. Ayetin bu anlamda olduğunu gelen Ayet açıklıyor:

  

6/79  اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِي لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَا مِنْ الْمُشْرِكِينَ

  

[Ben öylesi görkemimi yerleri ve gökleri {çeki-koymak} durumunda-bulunanın Görkemine- {direk-bağlandım}. Ve ne ben {işe-karışıcılar} dan–ım].

Bu Ayete çok dikkat edilmesi gereken husus, <Vecehe> kelimesinin İnsan “yüzü” olarak anlaşılmasıdır. Eğer <Vecehe> = yüz olarak anlamlaştırılır ise, o zaman Ayette geçen ikinci >Vecehe> kelimesi ile – ben yüzümü, Allah’ın yüzüne çevirdim – denmesi gerekir ki, bu durumda Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah, yaratılmış varlık durumuna sokulur.

Konunun inceliğine girmeden <Vecede> kelimesinin gerçek anlamı = “Görkem-dir”. Görkem ise = kişiyi, tanıtan yönü veya kişiye ulaşılan taraf veya da kişiyi, ne tanıtıyor ise. Dolayısıyla kişinin genel duruşu veya yapısının ve davranışının genel görünüşü, bunun içine cümle yapısına göre – yüz de –girer, cümle kişiyi nerden ele alıyor ise.

Aptes konusunda <vucuhe-küm> = yüzünüzü –yıkayın> buyururken Peygamber Musa a.s. konusunda  < اعذ...  وَكَانَ عِنْدَ اللَّهِ وَجِيهًا> = Allah’ın varında  “görkemli”  idi –diye buyurulur. Bir Ayetten iki cümle daha alalım:

  

2/148 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ هُوَ مُوَلِّيهَا   فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِ

  

[Ve o her “Görkem”, onun {çeki-yönlenişidir}, böylesi {uğruna-biçişlerde} {öne-gelin}..] <herkesin görkem-i, onun çeki-yönlenişidir> = herkesin davranışı, onun kimler tarafından idare edildiğini gösterir, siz ise- hayır işlerinde yarışın.

Herkesin “görkemi” = giyim ve davranışı, onun kime bağlı olduğunu gösterir, hem de kime ait çalıştığını gösterir. Konu Ayetine (6/79.) dönünce: <ben görkemimi yerleri ve gökleri çeki-koyana = biçimlendirip yerleştirenin “görkemine direk-bağlandım>. Ayetin daha kolay anlaşılması için güncel yaşantımızla örnekleyelim:

Herkesin bir görkemi vardır veya herkes kendini bir biçime koyar. Kendini bir biçime koyarken- sevdiği kimselerin veya tanınmış meşhur kimselerin boyasıyla boyanır. Bu kimseler görününce - rahatlıkla kime bağlı oldukları görünür, falanca mezhepten, tarikat-ten, cemaat, teşkilat, kurum ve kuruluş dan olduğu görünür. Falanca şeyhin cemaati, falanca kurum veya kuruluşun mensubu. Nurcusu- başka giyinir, diyanetçisi, milli-görüşçüsü v.s. başka giyinir ve bunların hepsi birbirinden farklı davranır.

Bu gibi kimseler uzaktan görününce, kime bağlı oldukları görünür = görkemleri ile kime bağlı oldukları alenen görünür ve herkes de durum ve davranışını savunur, diğerine de tavsiye eder. Kravat kıyafetli memur biri: ben askerim diyemez, derse, kimse inanmaz. Kıyafet, kişinin kime bağlı olduğunu gösterir, veya Asker kıyafetli, ben ahçıyım demez.

6/79. Ayet, bu durum anlatılır: <ben görkemimi yerleri ve gökleri biçimlendirip-yerleştirenin Görkemine direk-bağlandım> = ben hiçbir sistem, düzen ve hizipçilere bağlı değilim. Üstü-başıma bakın, onların hiçbir giyim ve kıyafeti, tutum ve davranışları- bende yok, çünkü ben onlara bağlı değilim. Benim giyim ve kuşanmam, tutum ve davranışlarım yaratıcım ve yöneticim olan yüce Allah’ı gösterir. Görkemimi Rabbim yüce Allah’ın emirleri ile biçimlendiriyorum. Benim tutum ve davranışlarımda başka birilerini = parti, mezhep, tarikat, cemaat, teşkilat, kurum ve kuruluşları göremezsin- bulamazsın da. Ayetin son cümlesi: <ve ne ben {işe-karışıcılar} dan–ım> <müşri-kiin> = yönetim-işine-karışıcılar dan = Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’a direk-bağlananların dışında kalanların hepsi. Sadece İslam dininde hizipleşenler söz-konusu edilmeyip tüm sıyası oluşumlar, beşeri dinler ve onların hizipçileri.

İşte görün: benim “görkemim”, onların görkemleri ile uyar bir tarafı yok. Giyim , kuşam ve davranış açısından benim görkemim- kainatın sahibi Rabbim yüce Allah’a has-dır = <ben görkemimi yerleri ve gökleri çeki-koyanın Görkemine direk-bağlandım. Bu durum, İslam’a giriş sözleşmesinde, şart olarak koşuldu. İslam’a giriş sözleşmesi konusunda geniş bilgi: yayınladığım “İlk başta verilen Kur-an’a göre: İman” adlı cep-kitabında verdim.

 

Eğer bir veya birileri, Yaratıcı ve Yönetici olan yüce Allah’a “direk-bağlanmaz da” dolaylı yollardan İslami yaşar ve yaşatır ise,

çünkü tüm hizipçiler hep şöyle der: biz de aynı yere varmak istiyoruz, çeşitlilik- zenginliktir, bu yolda yarışmak var gibi söylemler ile yönetim-işine-karışırlarsa, o zaman Kur-an’ı susturup kendileri, kendi çıkarlarına göre konuşmaya başlarlar. Eğer Kur-an’ı konuştururlarsa, insanları bölüp kendilerine bağlayacak hiçbir neden gösteremezler- bulamazlar da, çünkü Kur-an, hizipçiliğe gerek görmediği gibi- tamamen yasaklıyor. Bununla beraber Kur-an’ı yanlış tercüme ederek farklı bir Kur-an ortaya koymayı da yasaklıyor. Örneğin:

  

2/121 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - الَّذِينَ آتَيْنَاهُمْ الْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلَاوَتِهِ أُوْلَئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمَنْ يَكْفُرْ بِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الْخَاسِرُونَ

 

[Kendilerine Kitap aktarılmış durumda-bulunanlar, onun öngörülen yansıltılışını- yansıtırlar, onlardır onun  “ile” {güvence-alanlar}, ve kim onun  “ile”  karalarsa, böylesi {kayba-uğrayan} onlardır]. Bu Ayet, iki hususu kesin hükme bağlıyor, 1. Kur-an’ı, kendi dilinde konuşturmak, 2. Kur-an ile İslamiyet’i karalamamak = kötü duruma düşürmemek.

Kim Kur-an’ı kendi dilinde konuşturur ise, onlardır insanları Kur-an ile güvence-alanlar. Cümlede yine – b – harfi bulunuyor, <onun  = Kur-an  “ile”  güvence-alırlar> yoksa kafalarına göre konuşur insanları Cehennemlik yaparlar. Böylece onun = Kur-an  “ile”  İslam dinini karalamış = kötü duruma düşürmüş olurlar. Daha geniş bilgi: yayınladığım “Yaratıcımız yüce Allah: Kur-an’ı yeniden veriyor” adlı Kitap da.

Ayet, tercüme ve tefsirden söz etmiyor, <Teliye> = “yansıtmayı” emrediyor. Nasıl ki bir Ayna bizi veya bir nesneyi hiç eksiltmeden aynen yansıtıyor ise, tercüme ve tefsir edenler de aynen Kur-an kelimelerini bire-bir yansıtacak. Yansıtmak ile de: ben Kur-andan bunu anladım- sen de ne istersen onu anla - keyfiyetini yasaklıyor. Harfi- harfine ve kelimesi- kelimesine yansıtılacak. Hiç kimse kendi makam ve terfi-sine dayanarak: ben imam-im, lider-im, başkan-im, şeyh-im, vaiz-im, profesör-um, müftü-yum -diyerek Kur-an’ı, kendi anlayışına mahkum edemez. Herkes Kur-an’ı “anlamak” zorundadır.

Böylece hizipçilik, başka bir koldan yasaklanıyor. Kur-an konuştuğu gibi –konuşturulur veya kendi dilinde konuşturulur ise, hizipçiliğe- kapı açılmaz ve öylece Yaratıcımız ve Yöneticimiz yüce Allah’ın yönetim-işine-karışmaz ve öylece insanlar Cennetin yolunu tutar.

 

Eğer Kur-an kendi dilinde konuşturulmaz ise ki- bu günün en büyük sorunu, Kur-an içerilik itibari ile- saptırılmıştır, tahrif edilmiş veya içi boşaltılmış olmasıdır, o zaman Kur-an’ın yerine konuşanlar, hüsrana uğramıştır. Bu durum = Kur-an’ın yerine konuşmak konusu, Kur-anda boyutsal olarak ele alındı, tüm detayları ile anlatılır ve bu gibi sapmalara yol açanlar, en iğrenç cezaları hak etmiş veya kazanmış olurlar. Bu konuyu da yukarda sözünü ettiğim kitapta, genişçe açıkladım.

Günümüzün diğer bir önemli sorunu, İslam aydını kendini bu Ayet ve buna benzer diğer Ayetlerin muhatabı kabul etmiyor olmasıdır. Hocalar kendilerini has konumda görüyor ve böylece yaptığı tahribatı göremez oluyor veya görmek istemiyor.

 

“Fazla düşünmeye ve incelemeye gerek kalmadan sadece hizipleşmenin hocalar tarafından geliştirilip hocalar tarafından ayakta tutulmaları – hocaların İslam’a verdiği zararın boyutunu açık seçik gösteriyor”.

İslam aydını, bazı memleketlerde memur olarak çalıştığı ve bazı memleketlerde Müslümanlık adına çalıştığını söylemesine rağmen - İslam dinine – dini olduğu hal de, sahip çıkmıyor. Beşeri sistemlere = beşeri dinlere sahip çıkıyor ve onların iktidara gelmesini, geldikten sonra da iktidarda kalmasını sağlamak için çalışır çapalar, şu çelişkiye bakın!

Üstelik kendi dinini siyası alandan silmeye çalışan zihniyetlerin okullarında – İslam dinini öğrenir, onlardan terfi alır ve onlara çalışacağına dair sadece söz vermez- imza atar. Sırf İslam dinini etkisiz hale getirmek için kurulan okullarda okunur onlardan terfi ve makam istenir veya alınır mı?

Sen İslam aydını olmak için onların okulunda okur onlardan diploma alıp onlara hizmet verirsen- onların: İslam dini sahtedir demelerini haklı çıkarmaz-mısın? Hiçbir insan bu kadar yanlış yapar-mı? Senin inandım dediğin Din- sahte de ise, O dine mensup olduğunu söylediğin müddetçe, onu savunman ve onu iktidar etmeye çalışman gerekmez-mi? Eğer sence başkalarının dini sahte ise ve sen yine de onlara hizmet verirsen- onların: İslam dini ve kutsal kitabi Kur-an –sahtedir demelerine gerekçe oluşturmuş olmaz-mısın? Bunu da: ben hak Din üzereyim –dediğin halde.

Yoksa üniversiteleri kuranlar: gerçek insan biziz, geri kalanlar bizim kul kölemizdir –demelerini-mi haklı çıkartmaya çalışıyorsun?

Üniversiteleri kuranlar, kölelerinin onlara nasıl hizmet vereceklerini öğretmek için üniversitelerini kurdular, bunu-mu belgelemeye çalışıyorsun.

İslam dalında görev yaptığını söylüyorsan, neden sözünde durmuyorsun?

 

Gelin-de bizi yaratıp yaşatan gerçek Yönetici yüce Allah’ın bu konuda ki hükmünü, beraberce inceleyelim:

  

3/77   اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلًا أُوْلَئِكَ لَا خَلَاقَ لَهُمْ فِي الْآخِرَةِ وَلَا يُكَلِّمُهُمْ اللَّهُ وَلَا يَنْظُرُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

  

[Allah ile {bağlayıcı-sözü} ve {sıkı-tutmalarını}- bitişiğine {kısmı-bildirmeleri} öylesi {karşıt-koymak} durumunda-bulunanlar, onlardır {uğruna-biçileceğinde}- onlara ait yaratmanın olmayacağı, Allah onlara bildirmeyecek, bütünleşmek döneminde {beri-bakmayacak} ve savunmayacak ve incitiş onların {üstüne-iti verilecek}].

Bu Ayetin günümüzde yapılan tercümesi: <Yaratıcı ve Yönetici Allah’a verilen sözü ve yeminleri az bir bedele satanlar> -Kur-an ile bağdaşmaz. Başka Ayetlerde de öne çıkan <Yaratıcı yüce Allah’a verilen sözü veya Ayetleri az bir bedele satanlar> şeklinde Ayetler tahrif edilerek gerçek hükümleri- saptırılıyor. Yoksa bu tür Kur-an Ayetleriyle, Ayetlerin veya ahitlerin çok paraya satılması mı isteniyor? Nereye tutarsanız, Ayetlerin tahrif edildiğini- görürsünüz. Birileri teşvik ediyor: Yaratıcı yüce Allah’a verdiğiniz sözü pahalıya satın, ama İslam dinine görev yapmayarak - satın.

 

İşte o satanlar hakkında ki Ayetin hükmü:

Önce Ayettin içinde bulunan iki önemli kelimelerin anlamını bulalım. Kelimelerin ilki Ahit = bağlayıcı-söz, yazılı sözleşmenin- sözlü sözleşmesi, iki kişi arasında yapılması istenilen bir işin yapılması için istenilen “bağlayıcı-söz”, iki Ayet cümlesi:

  

2/125  اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَعَهِدْنَا إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ أَنْ طَهِّرَا بَيْتِي لِلطَّائِفِينَ وَالْعَاكِفِينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ

  

[... Ve Bizim İbrahim’e ve İsmail’e {bağlayıcı-sözümüz}; Tavaf edenlere, emek-verenlere, Rükû ve Secde edenlere, evimi temiz tutun diye] Ayetin tüm kelimelerinin gerçek anlamını, konu uzar diye, veremiyorum, <bağlayıcı-sözümüz> = kıyamete kadar Kâğbe’nin temiz tutulmasının “sözleşmesidir” veya:

  

7/134 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  -  قَالُوا يَامُوسَى ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِنْدَكَ

  

[... kısmı-bildirdiler: ey Musa! Varında olan {bağlayıcı-söz} ile Rabbine bizim için dua et...] = bağlayıcı-sözünle = peygamberlik “yetkinle” veya peygamberliğin hakkı için bizim için Rabbine dua et –dediler. <Ğahede> = Bağlayıcı-söz.

Yemin yapmanın nedeni, yapacağına dair garanti vermek, Yemin olsun ben bu işi yapacağım = sıkı-tutuyorum- ben bu işi yapacağım.

Örnek: “hayatım veya “dinim hakkı” için veya da “şunun- bunun adına”- ben bu işi yapacağım. Bunlar işin yapılması için teminat oluşturmaz, çünkü bu sayılanların yaptırım gücü yoktur. Ama eğer: “sıkı-tutuyorum”- ben bu işi yapacağım –demek, işin yapılacağına bir teminattır. Yeminin amacı da- budur.

İki kanıtlayıcı Ayetten birer cümle:

  

20/17  اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَمَا تِلْكَ بِيَمِينِكَ يَامُوسَى

  

[Sen Musa, ve nedir bu-den “sıkı-tuttuğun ile”?] mevcut tercümelerde <Yemin> çokça El olarak anlamlaştırılır, oysa Kur-an’da El = <يدى> olarak gelir. < بِيَمِينِكَ> olunca- Avuç –olur, çünkü “”Avuç ile” eşyalar tutulur, bunu da yapmak için eşyayı sıkı-tutmamız gerekir, eşyayı sıkı-tutarsak, eşyayı- elimize alabiliriz. “Sıkı-tuttuğun ile” = avucun ile tuttuğun veya avucunun içinde tuttuğun nedir ya Musa? Cümlede yine – b – harfi bulunuyor.

Bu Ayet ile de bize: Yeminin ne anlama geldiği, öğretilir, Avuç ile nasıl ki eşyayı sıkı-tutarak kaldırıyor isek, yapacağım dediğimiz işi sıkı-tutup öylece yapabileceğimiz gösteriliyor, Yemin = Sıkı-tutmak veya bir Ayet cümlesi daha:

  

9/12 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَإِنْ نَكَثُوا أَيْمَانَهُمْ مِنْ بَعْدِ عَهْدِهِمْ

  

[Ve “{sıkı-tutmalarını}” {bağlayıcı-sözün} ardından {geri-çekecek} olurlar ise..] sıkı-tutmalarını = yapılan sözleşmeyi, yapacaklarına dair yaptıkları <Eyman> = yemini, yaptıkları sözleşmeyi “sıkı-tutuşlarından” sonra, sözleşmeyi tek taraflı bozarlar ise. <Kelil> kelimesinin kökü, <Keliye>dir, eylemde <Kale> olarak da gelir. <Kelil> olunca- çoğun azı olur = tümün kısmını bildirir. Konuşmaların kısmın-bildirir.

Yaratıcımız ve Yöneticimiz yüce Allah Peygamberlere ve okuyucularına hep <قول> = de veya söyle –diye buyurur. De veya söyle –diye tercüme edilir ise, o zaman kendilik-li konuşmak kastedilir, kendiliğinden “de” veya “söyle” ki bu çok sakıncalı olur. <قول> = kısmı-bildir = sadece sana dediğim kısmı-bildir, doğrusu –budur.

Konu Ayeti olan 3/77 dönünce:

Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah ile yapılan <ahit ve yeminlerin> bitişiğinde (hemen peşinden) bir kısım meseleleri = Namaz kılın, zekât ve sadaka verin, oruç tutun ve paranız varsa hacca gidin kısmı-bildirişleri = İslam dinini 5 şarta indirgeyerek gerçek İslam’a karşıt koyanlar. İslam-sisteminin Direk ve kirişlerini kopartıp birkaç tuğla ile iş yaptığını sananlar veya İslam-sistemini çökerterek eline bir kova boya ve bir fırça alarak ne boyalayacağını göremeyenler, veya da İslam-sisteminin Direk ve kirişlerini yıkıp eline aldığı tuğlaları, İslam-dini olarak satmaya kalkışanlar, veya da kova boya ile Müslümanlık fırçalayanlar.

<Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah ile {bağlayıcı-sözü} ve {sıkı-tutmalarını}- bitişiğine {kısmı-bildirmeleri} öylesi {karşıt-koymak} durumunda-bulunanlar> = biz İslam- dinini bir tüm sistem olarak anlatacağız ve İslam-sistemini iktidara taşıyacağız vaadini, çünkü eğer İslam, sistem olarak anlatılır ise, onun iktidar olması telkin edilmiş –olur. İslam, bizim bildiğimiz Din anlamında değildir.

Kelimenin kökü = <Seleme-dir>, anlamı = yolu-yordam, eylemde İslam olunca = her-şeyin-yolu-yordamı –olur. Bu birleştirdiğim 4 kelime, birleşince tek anlam verir. Her şeyi Cennete göre yolu-yordamına koymak. Bu da tüm yaşamı kapsar ve bu günün bilinen hayat sistemi veya hayat düzeni olur. İslam-sistemi = her-şeyi- Cennete göre yolu-yordamına koyan sistem veya düzen. Geniş bilgi: yayınladığım Almaca ve Türkçe kitaplarda.

Yine de burada bir Ayet vermemde yarar görüyorum:

  

52/38   اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - أَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُمْ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ

  

[Yoksa onların O içinde Dinleyi-dokunacakları {yolu-yordamına-koyanları} var, yetenek ile tutundurdukları {Dinleyi-dokunaklarını} aktarsınlar..] bu Ayette ki <Seleme> kelimesi, – merdiven – olarak bilinir ve öylece tercüme edilir. Kâinatın sahibi ve Yöneticimiz olan yüce Allah, bu Ayet ile bize; Mıknatıs ile çalışan elektronik cihazları bildiriyor. <yoksa onların; içinde dinleyecek “yolu-yordamına-koyanları” var da onunla sesleri dinliyorlar> = O içinde, dışarıda akışan manyetik Ses dalgalarını “yolu-yordamına-sokan” = sese dönüştüren Radyo veya televizyonları var da, onlar ile sesleri dinliyorlar.

Radyo ve televizyonu bildiren <Fi-hi> = O içinde = O, Radyo ve televizyonların “içinde” bir sürü elektronik parçalarla dışarıda akışan manyetik Ses dalgalarını derleyip sese dönüştüren = manyetik dalgaları “yolu-yordamına-koyan” safhalar var. O içinde = O Ses almak cihazlarının içinde “yolu-yordamına-sokan” Ses bölümleri var.

Dışarlarda akışan manyetik ses dalgalarını tekraren “yolu-yordamına-sokan” = sese dönüştüren cihazları var da onunla Bizim Seslerimizi dinliyorlar. Aynen bunun gibi bizde Dünya işlerini- Cennete göre “yolu-yordamına-koyarak” Cennetimizi kazanmak.

 

Selam olunca: < سَلَامٌ عَلَيْكُمْ> = her-şeyin-yolu-yordamı- size yönelik olsun.

Namazlarda da selamdan sonra okuduğumuz < اللَّهُمَّ انت سَلَامٌ ومنك سَلَامٌ> = “her-şeyin-sonsuz-yöneticisi- olan yüce Allah, Sen- “yol-yordam-sın” ve “her-şeyin-yolu-yordamı”- Sen-den-dir –anlamındadır.

İslam dini, ibadet dini değildir, sadaka dini değildir, İslam, bir sistem dini veya bir düzen değildir. İslam = her-şeyin-yolu-yordamıdır, bütün saydıklarımız ve saymadıklarımızın yolu-yordamı = yaratılış gayelerine göre – yapılmaları-dır. Peygamberler bile- İslam aracılığı ile yolu-yordamına-girebildiler. İslam-sız her şey- kargaşaya dönmek zorundadır.

 

Bundan dolayıdır ki, 3/77. Ayetinde: ben İslam adına okuyup icazet alıp başka kapılarda hizmet verenlere <Allah ile {bağlayıcı-sözü} = biz kendimizi İslam’a adadık veya İslam adına okuyup İslam adına çalışıp-çabalayacağız diyenler, İslam’ın sahibi ile bağlayıcı söze girdiler. Bundan böyle İslam adına çalışı-çabalayacaklar. <Ve {sıkı-tutmalarını} = mutlak İslam adına çalışacaklarına ait verdikleri sözün <bitişiğine {kısmı-bildirmeleri} = sadece 5 şart koyup onları {karşıt-koyanlar} = İslam- diye dayatanlar.

Çünkü İslam = her-şeyin-yolu-yordamıdır, tüm yaşamı kapsar. İbadet ise, Dünya işleri ile bağlantılı değil- kişiseldir. Bu kişisel ibadetleri İslam diye dayatırsak, bir kısım İslam’ı ibadetleri tüm İslam-sistemine karşı koyduğumuz için İslam, camilere sıkışıp kalmak zorunda kaldı. Biz İslamiyet’i sistem veya Dünya düzeni olarak anlatmaz ve onu iktidar etmek için çalışıp-çabalamaz isek, İslamiyet’i –sistem olarak bildirmediğimiz için bir kısım muamelata indirip siyaset dünyasından indirdik ve böylece İslamiyet’in işini bitirdik.

Ayeti tekrar alıyoruz: <Allah ile {bağlayıcı-sözü} ve {sıkı-tutmalarını}- bitişiğine {kısmı-bildirmeleri} öylesi {karşıt-koymak} durumunda-bulunanlar>. İşte bu kimseler için < onlardır {uğruna-biçileceğinde} = ahrette veya gelecek yaşamda onlara ait yaratmanın olmayacağı = onlar için hiçbir şey –yaratılmayacak ve Allah onlara bildirmeyecek, bütünleşmek döneminde {beri-bakmayacak} ve savunmayacak ve incitiş onların {üstüne-iti verilecek}>.

Sözünü tutmayıp yanlış kapılarda Kur-an’ı malzeme olarak kullanıp kullandıranlar, çünkü İslam aydını hep şöyle der: zekât ve sadaka verin, kurban kesin ve insanlara dağıtın, derileri aktarın. Yalan söylemeyin, adam vurmayın, hırsızlık etmeyin v.s = bunlar İslamiyet’in “kısmı-bildirişleridir”, bunlar, düşman-sistemlerinin işine yarar, onların boşlukları doldurulmaya çalışılıyor = Kur-an onlar adına kullanılıyor, bu “kısmı-bildirişler” ile onların sistemleri beslenip ayakta tutulmaya çalışılıyor.

Sen İslam aydını olarak bunları İslam-sisteminin bütünleşmesi için anlatıp uygulayacaktın. Sözünde durmadın ve bunlar ile düşmana yaranıyorsun. İşte <onlar için hiçbir şey yaratmayacak>  ben bu cümleyi açıklamıyorum, kendine güvenen varsa, açıklasın.

İslam aydınının yanlış davranmasından ötürü, tüm insanlık çile ve acılar içinde inim-inim inliyor, bu çile ve acılarla da Cehennem kazanılıyor, tüm yaşam can çekişiyor, İslam aydını da onlara hizmet veriyor, Kur-an ile onların kanlı elleri yıkanıyor. Terfi ve Makam uğruna nelerin feda edildiğine- inceden inceye bakmak gerekir.

Bu ağır cezayı hak edenlerin İslam aydını olduğunu, sonra gelen Ayet açıklıyor:

İşte kesin hüküm:

  

3/78   اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَإِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقًا يَلْوُونَ أَلْسِنَتَهُمْ بِالْكِتَابِ لِتَحْسَبُوهُ مِنْ الْكِتَابِ وَمَا هُوَ مِنْ الْكِتَابِ وَيَقُولُونَ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ وَمَا هُوَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ وَيَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

  

[Ve onlar dan öylesi bölümleşmeler dilleriyle kitabı {çeki-yönlendiriyorlar}, onu Kitap dan hesap ediyorlar ve ne O, Kitap dan dır, ve {kısmı-bildiriyorlar}; bu Allah’ın katındandır, ve ne O, Allah’ın katındandır, ve Allah’a yönelik yalan {kısmı-bildiriyorlar}, ve onlar biliyorlar] ve onlar kafalarından uydurup yalan söylediklerini “biliyorlar” = bile bile yalan söylüyorlar, cümlede uyum olmadığını görüyor.

<O, Yaratıcı yüce Allah adına çalışacaklarına söz verip de başkaları adına çalışanlar dan bölümler (tercüme ve tefsir edenler, vaaz verenler), Kur-an’ı dilleriyle (tercüme ve tefsir ederek, vaaz verirken) çeki-yönlendiriyorlar, ve O çeki-yönlendirdiklerini (tercüme ve tefsir ettiklerini) Kur-an dan hesap ederler, O Kur-an diye çeki-yönlendirdikleri, Kur-an değildir, hem de derler ki; bu Yaratıcı yüce Allah’ın katından indirilen Kur-an dır, O yazıp çizdikleri ve söyledikleri- Yaratıcı ve Yetiştirici yüce Allah’ın katından değildir. Onlar bile bile Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’a karşı yalan söylüyorlar>.

Bu Ayetin ehli kitaba ait olduğu söylenir, ehli Kitap vahye inanmaz. Ayet, apaçık vahiyden bahsediyor, <yüce Allah’ın katındandır derler >, Yüce Allah’ın katından olan vahyidir, ehli Kitap vahye inanmaz. <ve onlar dan kitabı dilleri ile çeki-yönlendirenler> = tercüme, tefsir ve vaaz edenler <Kuran-ı dilleri ile çeki-yönlendirirler>. Ortada bir – Kitap = Kur-an – var, ve bu Kitap yanlış anlamlaştırılıyor, yanlış anlatılıyor, ve bütün anlattıklarını; işte bunlar yüce Allah’ın katındandır derler. Ehli Kitap <bu Yaratıcı yüce Allah’ın katındandır> demez, çünkü vahye inanmaz, Yaratıcı yüce Allah’ın katındandır derse, vahye inanmış olur, O zaman, Müslüman olmanın kapıları açılır onlara.

Bu Ayeti birilerine mal etmek için uğraşıya gerek yok, Bugün Kur-an’a verilene Anlam, Kur-an’ın anlamı ile %/95 Taban tabana zıttır. Kur-an, kişilerin Görüş ve anlayışlarına dayandırılıp güncel yaşantıya uydurularak anlamlaştırılır. Kafa dan uydurup anlatır anlatır ve sonra; işte bu anlattıklarım, yazıp çizdiklerim Kur-an’ın Ayetleridir –der, hem de Ayetin sonu <onlar Yaratıcı yüce Allah’a bile bile yalan söylüyorlar> - diye buyuruyor.

Bu durumda Ayete başka bir muhatap aramaya gerek yok. Ayet olduğu gibi İslam aydınına aittir. Hem de bu Ayetin önünde olan 3/177 Ayette, İslam aydınına aittir. İslam aydını, inceden inceye düşünmek zorundadır. Kendi hata ve isyanlarını, başkalarına yüklemeye çalışmaya gerek yok. İslam aydını, büyük bir vebalin altındadır.

 

Bir insanın geleceğini karartan- iki büyük kötülük:

 

1 – Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’ın “yönetim işine-karışarak” hizipçilik yapmak,

2 – Müslümanım deyip- yanlış kapılarda hizmet vermek = İslam dışı Din ve siyası oluşumlara katılmak, onlar ile fikir-birliği yapmak, Görüş ve anlayışları –paylaşmak, böylelikle Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’ı arka kapılara itmek veya son sıralara almak.

Bir yandan Müslümanım der ve sonrasında- güncel yaşantısını bir başkalarıyla paylaşır. Bu durum, Müslüman olmayanların durumundan daha korkunç bir durumdur. Çünkü inanmayan diyecek ki: ya Rabbi, ben seni dünyada idrak edemedim, var-olduğunu bulamadım. Eğer bilebilseydim mutlak emrine göre davranacaktım, sadece Sana yaranacaktım.

Müslüman olup da başkalarıyla yatıp kalkan ne diyebilecek? Hem inandın ve hem de gününü İslam dışı kimselerle paylaştın ve öylece İslam-la alay ettin. Kendi dinini arkalara ittin ve başkalarının dinini, iktidar ettin.

İşte bu tür kimselere: <اعذ... لَا خَلَاقَ لَهُمْ فِي الْآخِرَةِ> İslam adına çalışıyor ve İslam’ın sırtından geçiniyorsun ve İslam’a arkanı çevirip başkalarının dinini iktidar ediyor ve o doğrultuda çalışıp- çapalıyorsun. Çünkü ebedi yaşamını, kısmı-bildiriş = Dünya yaşamının uğruna verdin. Hangi taraftan alırsan al <Allah ile {bağlayıcı-sözü} ve {sıkı-tutmalarını}- bitişiğine {kısmı-bildirmeleri} öylesi {karşıt-koyuyorsun> Yaratıcı yüce Allah’ın düzenine, bir yandan hizipçiliği ve devamında beşeri din ve sistemleri –karşı-koyuyorsun. Nerden tutarsak tutalım, durumumuz çok tehlikeli.

 

İslam aydını mutlak Ayetleri dikkate alması gerekir, çünkü:

  

33/58  اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  -  .وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَا اكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَانًا وَإِثْمًا مُبِينًا

  

[{Güvence-alan}-erkekleri ve {güvence-alan}-kadınları {çatı-verdiklerinin} püskürtüleri ile  {yön-yol-vermek} {durumunda-bulunanlar}, öylece {kötü-duruma-düşürmek} ve bitişiğine tutuşanları – taşırlar].

Ayette bulunan: < وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ> = yön-yol-vermek durumunda-bulunanlar, < يُؤْذُونَ> kelimesinin kökü, <اذى> dir, eylemde <eziyet, izin, ezan ve uzun> olarak da gelir.

Eziyet = kişiyi kotu yönlendirerek – sıkıntılara “yon-yol-veriyor”,

İzin = herhangi bir işin yapılmasına “yon-yol-vermek”,

Ezan = Müslümanları, Namaz kılmaya “yon-yol-veriyor”,

Uzun = dışarlardan kulağa akan ses dalgalarını, sese dönüştürerek beyine “yon-yol-veriyor”. Kulağa Kur-an = Ses-yon-yolluğu - diyor.

Örnek:  < بِإِذْنِ اللَّهِ> = Yaratıcı ve Yönetici yüce “Allah’ın {yon-yol-vermesi ile}. Eğer “izini ile” –denirse, o zaman Kur-an geçersiz konuma düşer, örnek Ayet:

  

10/100  اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَنْ تُؤْمِنَ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لَا يَعْقِلُونَ

  

[Ve kimsenin ne diye güvence-alması olur- sadece Allah’ın “yon-yol-vermesi” ile. Ve anlamayacak durumda-bulunanlara yönelik- {başka-biçimleniş} koyuverir] = başka biçim almaya - bırakı-verir.

Ayetin ilk cümlesi, mevcut tercümelerden:

Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Bu durumda inanmayanların, inanmamakta – hiçbir suçları kalmaz, çünkü Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah inanmalarına izin vermiyor. Benim daha önceki size gönderdiğim “Sunum-2” Yazımda, bu doğrultuda Rabbimiz yüce Allah’a yapılan yanlış isnatların doğrularını, az da olsa, açıkladım.

Bu Ayette de aynı konu öbür yakandan ele alınarak Rabbimiz yüce Allah’a iftira isnat ediliyor. Rabbimiz yüce Allah, hiç kimsenin işine –yaptırım koymuyor, hele iman konusu- tamamen insanların isteğine bıraktı. İman konusunda, zorlamak yoktur. Zorlamayı, Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah kendi -yasaklıyor.

Ayetin Kur-an dilinde ki anlamı: <Yaratıcı yüce Allah’ın “yon-yol-vermesi” ile = oluşturması ile. Düşünmek için, çalışmak için vücudun çalışıp -oluşmaları sağlaması gerekir. Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’ın “yon-yol-vermesi” ile her şey çalışır ve işler yürütülür. Sadece vücudun çalışması yetmez, çalışan azalar ve üretilen İş-gücü (enerji), yapılması istenilen işe göre ayarlanması gerekir = Yaratıcı yüce Allah’ın “yon-yol-vermesi” –gerekir. Bunsuz bir zerre bile –yerinden sallanamaz. İster mümin olsun ister olmasın. Ayet bunu anlatıyor ve son cümle ile de: <anlamak istemeyenleri, başka-biçim almaya bırakı-verir> buyurarak hepimize sonsuz dersler veriyor.

 

Ayete dönünce: <Mümin Kadın ve mümin erkekler: püskürttükleri ile = yapmaları gerekenlerin dışındakiler ile < يُؤْذُونَ> = “yön-yol-veriliyorlar”> = kadınlara başınızı ve tüm vücudunuzu  “Abaniye” (Cilbab) ile örtün emrine karşı - şu elbise de olur bu elbise de, buda İslam’ı modadır. Baş-ı açık da gezebilirsin, Namaz da kılabilirsin, kravat takabilir ve hem de kravatla namaz da kılabilirsin vs.. O mezhepte hak bu tarikat da, O cemaat haktır bu teşkilat da, o Kurum haktır bu  kurum-culuk da. O partiye de oy verebilirsin bu partiye de. O Et de yenir bu sucuk da. Orada tatil yapabilirsin şurada da. Veraseti ile oynanan yiyecekler de yenir meyveler de –demeleri = Müslümanlara yanlış “yon-yol-vererek” Kur-an’a göre yaşamaları engelleniyor, Kur-an’a göre yapmaları gerekenleri, yapamıyorlar.

Beşeri sistemlerin beklentilerine göre ahkâm kesenler- Kur-an’ı tahrif ederek Müslümanları hizipçilikle çeki-yönlendiriyorlar ve < öylece {kötü-duruma-düşürmek} ve bitişiğine tutuşanları - taşırlar> = öylece Müslümanlara yaptırdıkları yanlışları, kendileri de taşıyacak, sorumluk, İslam aydınının oluyor. İslam aydını ne ağır yükler üstüne almış olduğunu- iyice görmesi gerekir.

Son cümlede ki: <öylece kötü-duruma-düşürmek> = Müminlere yaptırdıkları yanlışları ve <ve bitişiğine tutuşanları = devamında gelecek kuşakların da yapacakları bu tür yanlışları - taşırlar> = kıyamette taşıyacaklar.

 

Konu Ayetinin daha kolay anlaşılması bakımından kendi yaşamımdan bir örnek: ben Müslümanlara İslam dininde mezhep, tarikat, cemaat, teşkilat, kurum ve kuruluş yoktur –dediğim zaman onlar bana: biz hocalarımızdan böyle bir şey duymadık, bütün İslam dünyası bu saydıklarınla yaşıyor, sen de bunu nerden çıkartıyorsun - derler.

Ben onlara Kur-an Ayetlerini bir-bir gösteriyorum, onlar bana: bunları sanki hocalar okumuyor, öyle bir şey olsaydı- onlar bunu bize mutlak anlatırlardı.

Müslümanlar Kur-an’a inanmıyor = Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’a –inanmıyor, sadece hocalara inanıyor, hocalar ne derse, doğru olan o-dur. Birde kalkar: Kur-an yanlış tercüme ediliyor dersem, Müslümanlar bana: bunca şeyhler, profesörler, vaizler, müftüler ve yüzbinlerce İslam aydını bilmiyor da sadece sen biliyorsun – diyerek İslam aydınına ne derece güvendiğini ve bağlı olduğunu gösteriyor.

Eğer İslam aydını kalkar da Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’ın yönetim işine-karışır ve Kur-an’a rağmen bir yandan hizipçiliği dayatır ve diğer yandan beşeri sistemlerin beklentilerine –yaranırlarsa, 6/88. Ayeti gereği yaptıkları geçersiz 33/58. Ayet gereği de “yaptırdıkları” yanlışları da- kıyamette taşıyacaklar.

Bu durumda İslam aydınının yüklendiği ağır yükü, ne Dağlar, ne Yerler ve ne de Gökler yüklenemez, yükünüz o-den ağır.

 

Müslümanları kasıp-kavuran hizipçiler,

Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’ın önüne geçerek insanlara: gelin biz sizi günahlardan koruyarak halisane Cennete götürürüz, biz buna ehiliz deyip ha-bire Kur-an değerlerini, kendi çıkarlarına uydurarak Kur-an’ı, bir isyan kitabına çevirdiler.

İnsanları günahlardan koruyacağız diyen bu mezhep, tarikat, cemaat, teşkilat, kurum ve kuruluşlar ve onların imamları, şeyhleri, liderleri, başkan, müftü, hocaları ve dekan takımları = hizipçilere- İslam dininin sahibi ve Yöneticisi yüce Allah, bakalım ne buyuruyor, Ayet:

 

39/53   اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - قُلْ يَاعِبَادِي الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ   اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ.

  

Bu Ayette konumuz ile alakalı çok önemli olduğu için önce mevcut tercümelerden:

“De ki: “Ey kedilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümitlerinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

“Şüphesiz Allah bütün günahları affeder”. Bu tercümeden yola çıkarak da hoca efendiler en çok Üç-aylarda, şeytanı zincire vurur ve tüm mağfiret kapılarını sonuna kadar açar. Devamında = Üç-ayların kutsal gecelerinde aynen şunu derler: Cenabi Allah sabahlara kadar kapı-kapı dolaşırmış ve herkese: yok-mu af dileyen- af edeyim, yok-mu yok mu? Ne kadar günahınız varsa gelin, af-edeyim. Buş ailesinin bile kapısını vururmuş, herkese yalvarırmış: ne olur gelin af edeyim. Ne hikmetse, insanlardan da hiç kimse gidip de- af dilemezmiş.

 

Birileri de kalkar bu kutsal kitap diye bilinen Kur-an- sahtedir, böyle Din olmaz böyle Kitap olmaz deyip- tüm Dünya gözü önünde yaktılar. İslam aydını da sessiz- sessiz baka-durdu. Sanki: hele şükür şu saçma kitabı, birileri yaktı -dercesine. Hiçbir İslam aydını demedi; ne yanlış yapıyoruz ki, kutsal kitabımız Kur-an, gözümüzün önünde yakıldı.

 

İslam aydını, İslam dünyasına- İnsanlık âleminin en karanlık çağını yaşatıyor. Hiç bu kadar büyük iftira- yapılır mı? Bir insan- kendi tanrısını bu kadar küçük düşürür mü? Senin işin- insanları yanlış davranmaktan alıkoymaktır, “ha-bire affı dayatmakla- insanlara, yanlış yapmalarını teşvik edersin”.

 

Şimdi bu felaket ve hakaretlere dönüştürülen Ayeti, berberce inceleyelim:

[Kısmı-bildir; siz kendilerine yönelik {aşırı-gitmek} {durumunda-bulunan} üstlenicilerim = siz kendilerine kötülük yapan kullarım, Allah’ın {derleyip-kayırmasın dan} {aşağı-düşmeyin} = Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’ın “yönetimin ve düzenin den” çıkmayın, çünkü- Allah dır öylesi bütün kovuşturmaları özgürleştiren = Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah-dır suç unsurlarını veya günah işlemeyi –önleyen,  O’dur öylesi- “O” özgürleştirip {derleyip-kayıran} = Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah-dır günah işlemekten arındırıp öylece Cennete göre derleyip-kayıran].

Gelenek dilde; <deki; siz kendilerine aşırı-giden kullarım, yaratıcınız yüce Allah’ın derleyip-kayırmasın dan aşağı-düşmeyin> = yaratıcınız yüce Allah’ın Kur-an’ın dan = sistemin den, eğitim-değerlerinden, yasaların dan aşağı düşüp hizipçilerin ve beşeri sistemlerin yönetimine girmeyin veya sizi Cennet’e çıkartacak Kur-an ölçülerin den dışarı çıkıp bu tür kimselerin yasalara bağlanmayın.

Yaratıcınız yüce Allah’ın {derleyip-kayırmasın dan} = Kur-an yasalarından çıkıp başka yasalara bağlanmayın, çünkü sadece yaratıcınız yüce Allah-dır bütün kovuşturmaları özgürleştiren = Yaratıcı yüce Allah-dır bütün günah unsurlarını Kur-an ölçülerine göre önleyip kişiyi özgürleştirip Cennet’e göre biçimlendirip öylece kişiyi derleyip-kayıran. Yaratıcınız yüce Allah dan başka bunları hiç kimse yapamaz. Sizi- Rabbiniz yüce Allah dan başka hiç kimse günahlar dan arındırıp- Cennete götüremez. Çünkü günah unsurunu devreye koyan- Yaratıcı yüce Allah-dır, günahtan sakındırmayı da sadece “O” bildirir.

Hani O: biz sizi günahlardan arındırır Cennete götürürüz diyen hizipçilere, Peygamber Ğisa a.s.: <kim Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’ın yönetim “işine-karışırsa”, Cennet ona haramdır, gideceği yer de - Cehennem’dir> –dedi, sakın ola hizipçileri –dinlersiniz.

39/53. Ayette bulunan <قنط> kelimesi, “ümit-kesmek” anlamında bilinir. Kelime- 6 kere tekrarlanır. Eğer “ümit-kesmek” olarak anlam verilirse, Ayetler tercüme edilemez.

Örnek bir Ayet:

  

42/28 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَهُوَ الَّذِي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِنْ بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنشُرُ رَحْمَتَهُ وَهُوَ الْوَلِيُّ الْحَمِيدُ

  

[Ve O-dur ne {aşağı-düşerse}- ardın-dan {yığılıp-doluşu} kondurmak durumunda-bulunan ve {derleyip-kayırışı-nı}- derleyip-koşturan}. Ve O-dur belirleyici {çeki-yönlendiren}] = ve O-dur ne olacağını tasarlayıp yaratan ve yarattıklarını çeki-yönlendiren.

Yaratıcımız ve Yöneticimiz yüce Allah, yağmurun nasıl yağdığını- önemine binaen Kur-an’da boyutsal olarak öğretir. Bu Ayette de yağmurun nasıl oluştuğunun bir boyutunu öğretir. <O-dur ne aşağı-düşerse – ardın-dan yığılıp-doluşu yeryüzüne kondurur>. <قنط> kelimesinin başında <ما> harfi bulunur. Eğer – m – harfi tercüme edilmez ise <قنط> kelimesinin anlamını bulunmaz. – m – harfi = “ne” anlamında olurca <ما قنط> = ne aşağı-düşerse. Gökten aşağı düşen yağmur taneleridir.

Yağmur tanelerinin oluşması için yerden buharların Yer göğüne yükselmesi gerekir. Buharlar, belirli bir yüksekliğe = ilk soğuk tabakasına ulaşınca- yağmur hacmine erişir ve yağmur tanesi olarak <قنط> = “aşağı-düşer” = yeryüzüne düşerler. <ما قنط> = ne aşağı-düşerse, yağmur yağdı –denemez, çünkü göklerden sadece yağmur taneleri aşağı-düşmez, yağmur tanesi düşer, çise düşer, Kar düşer, dolu düşer vs. = ne aşağı-düşerse.

Dikkat! Cümleyi, beyni yaratıp programlayan yüce Allah yapıyor, ne aşağı-düşerse -demekle, hepsini içeriyor. Öylece yeryüzünün seması boşalır. “Ne aşağı-düşerse” ardın-dan = Yağan yağmurun <من بعد> “ardın dan” yine yeryüzünün seması buharlarla “yığılıp-dolar” = yeniden buharlar yükselerek yeryüzünün seması dolar.

Bu da: yağmurların yeryüzünün semalarına daha başka yerlerden gelmediğini ve oralarda da oluşmadığını, bilakis yeryüzünden yükselen buharlardan oluştuğunu öğretiyor. Eğer kelimenin başında bulunan – m – harfi alınmaz ise, bu bilimsel öğreti, açıklığa kavuşamaz. Dolayısıyla – m – harfi, <قنط> kelimesinin “ümitsizlik” anlamına gelemeyeceğinin teminatıdır ve “ne aşağı-düşerse” anlamının belgesidir.

Ayetin içerisinde bulunan diğer kelimelerin anlamları da, çok önemli, ancak çok yer alacakları için konumuza dönüyorum.

39/53 Ayetinde ki cümle: <Allah’ın derleyip-kayırmasın dan <لا تقنط> = aşağı-düşmeyin = Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’ın “yönetimin den” sistemin den, düzenin den, Kur-an değerlerin den “aşağı-düşmeyin” = çıkmayın, çünkü-

Allah dır öylesi bütün kovuşturmaları özgürleştiren = Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah-dır suç unsurlarını veya günah işlemeyi –önleyen,  O’dur öylesi- “O” özgürleştirip {derleyip-kayıran} = Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah-dır günah işlemekten arındırıp öylece derleyip-kayıran>. Eğer başkalarının ağlarına, dergâhlarına, tuzaklarına kapılırsanız, sizi- ancak Cehennemlik ederler.

Nasıl ki yeryüzünün semalarında oluşan yağmur taneleri, semalardan yeryüzüne <قنط> aşağı-düşerse, ey İnsanlar, ey Müslümanlar siz-de Yaratıcınız ve Yöneticiniz yüce Allah’ın sisteminden beşeri sistemlerin, mezheplerin, tarikatların, cemaatlerin, teşkilatların, kurum ve kuruluşların “ağına –düşmeyin”. Yaratıcınız ve Yöneticiniz yüce Allah’ın < مِنْ رَحْمَةِ > = derleyip-kayırışın dan  hizipçilerin tahrik-edişine –düşmeyin.

 

Kâinatın sahibi Yaratıcımız yüce Allah’ın tüm bu emirlerine rağmen yine de kendilikli davranıp partiler, mezhepler, tarikatlar, cemaatler, teşkilatlar, kurum ve kuruluşlar kurup Müslümanları parçalayarak aldatanlardan- Müslümanları kurtarmak için kâinatın sahibi Yaratıcı ve Yöneticisi yüce Allah - okuyucusuna emrediyor:

  

6/169 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا لَسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ

  

[Dizi-derlenişlerini} bölümleyip öylesi Örgüt olmak durumunda-bulunanlar, {gerekli-görülenlerin} içeriliğinde onlar dan {var-değilsin}…] = İslami vecibelerini yerine getirmek için dinlerini bölüp Örgüt olmak durumunda-bulunanlar dan- asla sen - var-olacak –değilsin. Senin onlar ile yakından ve uzaktan hiçbir ilişkin olamaz. Bu Ayette öyle bir kesin hüküm var ki, bir kimse İnsan olarak başka bir şey düşünemez ve yapamaz da. Sen eğer Rabbin yüce Allah –dır diyorsan, başka kapı çalamazsın!

 

Konuyu toparlamak üzere Yaratıcı ve tek Yönetici olan yüce Allah’ın yönetim işine hiç kimse karışamaz olduğunu kısaca açıkladıktan sonra - insanları ve Müslümanları Yaratıcı ve Yönetici olan yüce Allah dan başka hiç kimsenin kendi görüş veya anlayışına göre yetiştiremeyeceğini kesin hükme bağlayan son bir Ayet:

  

3/80 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَلَا يَأْمُرَكُمْ أَنْ تَتَّخِذُوا الْمَلَائِكَةَ وَالنَّبِيِّينَ أَرْبَابًا أَيَأْمُرُكُمْ بِالْكُفْرِ بَعْدَ إِذْ أَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

  

Önce mevcut tercümelerden: Onun size, “Melekleri ve peygamberleri ilahlar edinin” diye emretmesi de düşünülemez. Siz Müslüman olduktan sonra, o size hiç inkârı emreder mi?

 

Melekler İlah olarak alınamaz, çünkü onlar bizce görünmüyorlar, dolayısıyla onlarla da konuşulamaz, İlah olarak nasıl alınacaklar, hem de sayıları sayılamayacak çok olan Melekleri ilahlar olarak almaya kalkmak, akıl işi değil.

 

Ayetin Kur-an dilinde ki tercümesi: [Ve sizi, {çekip-çevreleyenleri} ve {işçi-takımını} “yetiştirici-olarak” alasınız diye - {işe-kaldırmaz}. {Yolu-yordamına-konuluşunuzun} ardından- sizi karalamak ile – işe-kaldırır-mı].

 

Önce Ayette bulunan 2 önemli kelimenin < الْمَلَائِكَةَ  وَالنَّبِيِّينَ> Kur-an dilinde ki anlamlarını inceleyelim.

Melek kelimesi, Melek olarak tercüme edilir. Melek kelimesi her ne kadar da İsim olarak bilinir ise, Kur-an, bizim bildiğimiz İsm‘i, İsim olarak almaz. Kur-an’da Melek kelimesi- eylemde Melaike, Melek, Mülk, Malik, Melik olarak da gelir. Kelimenin kök anlamı = Derleyi-var-tutmak.

 

-          Mülk = servet olarak “derleyi-var-tutulan”, kazanılıp saklanan,

-          Malik = serveti “derleyi-var-tutan”, servetin sahibi,

-          Melik = serveti idare edici olarak “derleyi-tutucu”,

-          Melek = bir iş yapmak üzere “derlreyi-tutan”, yapıp ayakta tutan,

-          Melaike = Melek’in çoğulu.

 

Bizim konumuzla alakalı olan < الْمَلَائِكَةَ> kelimesi, yapmak işinde çalışan çok kimseler -anlamındadır. “Derleyi-tutanlar” anlamını- Meleklerin yaptıkları işten alırlar veya yaptıkları görevden alırlar. Konuya burada bilimsel olarak giremeyeceğim, çünkü çok uzar. Gerekli görenler, Almancadan yazdığım kitapta, bulabilirler. Burada sadece Meleklerin görevi Canlı-varlıkların yapılışında çalıştıklarını söylemekle yetinelim, bizi Melekler Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’ın verdiği plan ve emirle yapar = inşa eder ve ayakta tutar veya yaşatırlar = Canlı-varlıkları “derleyi-tutarlar”, yapar ve yaşatırlar.

Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’ın emrinde bulundukları ve çalıştıkları için Melekler = Yaratıcı yüce Allah’ın “işçi-takımı” olarak anılır veya adlandırılır.

Melek olarak anlaşılmaları veya tanınmaları için de işçi-takımı ikilemli kelimenin başına- “baş” kelimesini ekleyerek = Baş-işçi-takımı.

Melekler = Kâinatın sahibi Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’ın “Baş-işçi-takımı”. şimdi bu anlamı, Kur-an dan birkaç Ayet cümlesi ile denetleyelim, Ayet:

Mülk ve Malik –  3/26. Ayetten bir cümle: <اعذ...  قُلْ اللَّهُمَّ   مَالِكَ   الْمُلْكِ > = [Kısmı-bildir: Derleyi-var-tutulanın} {derleyi-var-tutanı}- {Her-şeyin-sonsuz-yöneticisidir}…] = Mülkün sahibi, Kâinatın sahibi yüce Allah-dır.

Melek – 11/31. Ayetten bir cümle: <اعذ...  وَلَا أَقُولُ إِنِّي مَلَكٌ> = [...ve ben öylesi Melek-im = Baş-derleyi-tutan-ım kısmını-bildirmiyorum..] ben Baş-derleyi-tutan değilim.

 

Melik – 5/17. Ayetten bir cümle: <اعذ...  قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ مِنْ اللَّهِ شَيْئًا> = […Kısmı-bildir: {gerekli-görüldüğünde} kim Allah dan öylesi {derleyi-var-tutacak}..] de-ki: cezayı alacağı günde Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah dan kim sizi gerekçe göstererek alı-koyacak veya kim sizi Rabbiniz yüce Allah dan beraatı, ala-bilecek olan, suçsuz konuma- dönüştürecek olan.

Şimdi bir Ayet:

  

2/34 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ أَبَى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنْ الْكَافِرِينَ

  

Önce mevcut tercümelerden: Hani meleklere, “Ademe secde edin” demiştik de İblis hariç hepsi secde ettiler. İblis kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden oldu.

Diğer tercümelerde: “Ademe secde edin demiştik, İblis hariç hepsi secde etti” –diye tercüme edilir. <Secde> kelimesi, ayaklara kapanmak anlamında değildir. İkinci büyük hata: <أَبَى> = Eba kelimesine, kaçınmış veya yüz çevirmiş anlamı verilemez, çünkü < أَبَى> = Baba anlamında –bilinir.

 

Önce <سجد> kelimesinin Kur-an dilinde ki anlamı = Derleyi-yerlenmek, derleni-toplanarak yere yerleşmek veya başını yere dayamak, eylemde- bir yere yerleşmek olarak da gelir. Örneğin: falanca odaya derlenip-yerleşin.

< أَبَى> = “Öne-giden” veya önünde-giden, çocuğun “önünde-giden”, Baba önde, çocuk arkasında, bir kuşak öncesi.

Eğer Ayet: “Biz Meleklere- Adem’e secde edin” –olarak tercüme edilir ise, o zaman “İblis secde etmeyip kaçınması veya secde etmemesi- cümlede çelişki veya en azından tutarsızlık oluşturur. Çünkü eğer Emir Meleklere idi ise, iblisin secde etmesine gerek kalmaz, çükü İblis, Şeytan. Eğer İblis, verilen emrin içinde ise, o zaman ya İblis Melek idi veya Melekler, Şeytan idi. Çünkü verilen Emir, geneldir.

 

Ancak Ayette ne Meleklerden = Baş-derleyi-var-tutanlardan ve nede İblis = Şeytandan bahsediyor. Her şeyden önce, <İblis> kelimesi, İsim değil, bir anlamı var, ancak burada uzar diye- üzerinde duramayacağım, tercümeyi, İblis olarak yapacağım. İlgi duyanlar, Almancadan yayınladığım kitapta, bulabilir.

 

Olay kısaca şöyle: Saltanatın sahibi Rabbimiz yüce Allah Meleklere = Derleyi-var-tutanlara, kelime çoğuldur, = “işçi-takımına” veya çalışan-işçilerine, bunlar: Baş-derleyi-var-tutanlar (Melekler), Cinler ve Cin milletinden olan- İblis takımı, Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’ın <Melaiketi> diye andığı işçi-takımı-dır.

Bu işçi-takımı, yeryüzünün tüm Bitki ve diğer Canlı-varlıklarını yaptıktan sonra veya yapıp bitirdikten sonra, Rabbimiz yüce Allah onları başarılı çalışmalarından ötürü tebrik ettikten sonra “işçi-takımının” henüz bilmediği yeni bir konuyu onlara açarak: şimdi Ben “Adem” isminde bir İnsan yaratacağım, şimdi siz onun vücudunu yapmak üzere onun vücuduna <سجد> = derleyi-yerlenin = toparlanıp-yerleşin, onun vücudunu yapmak üzere, Adem’in vücudunun içine yerleşin – diye Emir buyurdu.

Kısa bir bilgilendiriş: bizi bu durumumuzla inşa edip an-bi-an yaşatan bu Baş-derleyi-var-tutanlar –diye adlandırılan – Melekler-dir. Onlarsız yaşam yok.

Ancak iblisin görevi, farklı olduğu için = Bitkisel alanda çalışmadığı için- şöyle düşündü: bu verilen Emir, bana ait değildir, dolayısıyla Emir Bitkisel ve etsel alanda çalışan “Baş-derleyi-var-tutuculara” (Meleklere) aittir –diyerek verilen emrin <ابي> = “önüne-geçti”. Ondan öyle kovularak Şeytan = “yan-çeken” veya yanı-çeken olarak Rabbimiz yüce Allah’ın izni = yon-yol-vermesi ile yaratıcımız yüce Allah’a karşı muhalefeti ilk kuran oldu. Öylece İblis, Kâinatın sahibi yüce Allah’a karşı ilk-kez fikir beyan eden oldu. Bunu da bilerek yapmadı, görevi gereği kendilikli düşündü ve bilimsel verilerine dayanarak öylece fikir beyan etti. Şeytan = yanı-çeken.

Fikir beyan etmeden önce, “işçi-takımının” içinde bulunuyordu, Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah da tüm işçi-kadrosuna Emir verdiği için- İblis de emir alanlardan oldu.

Şimdi Ayetin Kur-an dilinde ki tercümesi:

2/34 [Ve {derleyi-var-tutanlara} ait- Adem’e ait {derleyi-yerlenin} {kısmı-bildirdiğimizde}, böylesi {derleyi-yerlendiler}, sadece İblis değil, {önde-gitti} ve {yüksek-tuttu} ve karalayıcılar dan oldu].

Tercüme- gelenek dilde: Biz, Derleyi-var-tutanlara = Biz, işçi-takımına yönelik- Âdem’e derleni-yerleşin -dedik: böylesi derleni-yerleştiler, sadece İblis değil, öne-gitti = emrin önüne geçti ve yüksek-tuttu = büyük düşünmeye başladı, ve karalayıcılar dan = verilen emrin üzerine ilk çizgi çekip muhalefet oluşturucular dan oldu.

3/80. Ayetin ikinci önemli kelimesi < وَالنَّبِيِّينَ>  -dir. Kelimenin kökü, <نبء> -dir, önemine binaen kelimeyi kısaca incelemeye alıyoruz.

<Nebee> kelimesi, eylem gelişine göre genelde haber, açıklamak ve Peygamber olarak tercüme edilir. Kur-an dilde ki anlamı – Çeki-çevreştirmek – anlamında-dır. Örnek olarak birkaç Ayet ve Ayet cümleleri:

2/247 <اعذ... وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ> = [Çekip-çevreştiricileri onlara ait dedi]. Peygamberleri onlara dedi. Peygamber Farsça kelimedir, anlamı = Çekip-çevreştirici-dir, insanları Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’a çekip-çevreştirir, İslam’a ve Kur-an’a çekip-çevreştiren.

2/91 <اعذ... أَنْبِيَاءَ اللَّهِ> = [Allah’ın “Çekip-çevreştirenleri”].

<Haber> olarak anlam veremez, çünkü Kur-an’da <خبر> kelimesi bulunuyor. eylemde <نبء> olarak gelince, yine de “Çekip-çevreştirmek” anlamını verir, örnek Ayet:

  

   66/2   اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  -  فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِ قَالَتْ مَنْ أَنْبَأَكَ هَذَا قَالَ نَبَّأَنِي الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ

  

[.., ne zaman onları ona böylesi {çeki-çevreştirdi} ise {kısmı-bildirdi}; sana kim bunları {çeki-çevreştirdi}, {kısmı-bildirdi}; bana bilen haberdar olan {çeki-çevreştirdi} -dedi].  Sana bunları kim ifşa etti veya sana bu gizli söylenenleri kim anlattı, peygamberimiz sevgili Muhammed de; bunları bana, her şeyi bilen çeki-çevreştirdi –dedi.

3/80. Ayetin 3. Kelimesi <ارْبَابً> kelimesi-dir. eylemde <راب> olarak gelir ve anlamı “Yetiştiren”, Rabbimiz = bizi yetiştiren.

 

Konu Ayeti 3/80. Dönünce:

<Ve sizi, {çekip-çevreleyenleri} ve {işçi-takımını} “yetiştirici-olarak” alasınız diye - {işe-kaldırmaz}>, cümlede bulunan “Çekip-çevreştirici” = Devlet işlerini yürüten. Türkçede buna = Başbakan –denir, Arapçada = Emirel-müminin –denir, Kur-an da bunu = “Çekip-çevreştirici” diye anar. Devlet işlerini yürüten, anlamı, cümlenin yapısından çıkar. Örnek: Peygamber ve onun eshabi  = Devlet ve onun erkânı.

Cümlede ki “İşçi-takımı” = Devlet işlerini yürüten üst kesimde çalışan Memur takımı, veya bakanlıklar veya da tüm Memur takımı.

Üçüncü kelime “Yetiştirici” = öğretmen-takımı, devletin ve toplumun tüm eğitmenleri, toplumu eğiterek “yetiştiren” takım. Örnek bir Ayet:

  

17/24  اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنْ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَّبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِي صَغِيرًا

  

[Ve onlara ait {derleyi-kayırmak} dan bükülüp {öne-salışları} {aşağı-al} ve kısmı-bildir: “Yetiştiricim”! Onlar beni küçükken  “yetiştirdikleri”  gibi Sen-de onları {derleyi-kayır}] <onları derleyi-kayırmaktan dolayı bükülüp konuşmak tonlarını aşağı al ve deki: <رَّبِّ> Rabbim = Yetiştiricim! Onlar beni küçükken < رَبَّيَانِي> = “yetiştirdikleri” gibi – Sen-de onları öylece derleyi-kayır>. <Rab> tekil, Rebbeyani> ikilemli. <رَبَّيَانِي> = Anne-baba.

Ayet cümlesini yeniden alıyoruz: <Ve sizi, {çekip-çevreleyenleri} ve {işçi-takımını} “yetiştirici-olarak” alasınız diye - {işe-kaldırmaz}> = emir vermez.

“Yaratıcınız ve Yöneticiniz yüce Allah size: devleti yönetenleri ve öğretmen ve eyitmen-takımını- sizi ve toplumu “yetiştirmek” için “Yetiştirici” “alın” diye emir vermez”.

 

17/24 Ayetinde görüldüğü gibi: Ya Rabbi! Annem-babam beni küçükken “yetiştirdikleri” gibi, cümleyi ters yakadan alalım: Anne-babanız sizi “yetiştirdikten sonra - yaşam boyu çalışmak dünyanızda gereken diğer davranışlarınızı “biçimlendirmek” için devletin idarecilerini, öğretmen ve eğitmenlerini sizi yetiştirmek için “Yetiştirici” –almayın.

Anne-babanın yetiştirmek döneminden sonra = çocukluk döneminden sonra gelecek dönemlerde gereken Okul çeşitlerinin tüm eğitimleri = toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için tüm eğitim dal ve kollarının vereceği ahlaki ve mesleki eğitimler = toplumun “yetiştirilişi”.

Örnek: bir memlekette toplumu yetiştiren kadro = tüm okul çeşitleri ve yan kolları, özel okullar, her çeşit kurslar, dergâhlar, vakıflar, tersaneler vs. ister Askeri ister emniyeti olsun, bunların öğretmen ve hocaları = tüm eğitim kadrosu, toplumun “yetiştiricileri-dir”.

Ancak bu eğitim-kadrosu, kendiliğinden bir şeyler öğretmez, başlarında Devlet erkânı = Devlet idarecileri vardır. Devlet = hükümet değildir. Devlet kalıcı-dır, hükümet geçicidir. Devletin de “inançsal-tutumu” (ideolojisi) vardır = toplumu “yetiştirmek” –değerleri vardır. Kimileri- kapitalist, kimileri komünist = 60 Din + siyası oluşumlar, Din içinde ki hizipçiler hepsinin eğitim-değerleri, birbirinden farklıdır ve toplumlarını ona göre “yetiştirirler”.

Her Devlet = beşeri-din ve siyası sistemler, eğitim-değerlerini Dünya zeminli düzenlerler. Eğer ahreti esas alırlar ise, o zaman Müslüman olurlar ve öylece Kur-an’ı, eğitim-değerleri olarak almak zorunda kalırlar, buna gelenek dilde “Şeriatçı” olmuş oldular- diye denir. Bu şeriatçıların Yöneticisi- Yaratıcı yüce Allah olur. Eğitim-değerleri = Kur-an ve “Yetiştiriciler” yüce Allah olur.

Eğer beşeri-din ve siyası oluşumlar Dünya zeminli davranır ve eğitim-değerlerini ona göre düzenlerler ise, ne onlar ve nede onların oluşturdukları eğitim-kadrolar, Kâinatın sahibi yüce Allah tarafından kabul görmeyip- yaptıkları geçersiz sayılıyor.

Bu durumda, Rabbimiz = “Yetiştiricimiz” yüce Allah bize: <sizi, {çekip-çevreleyenleri} ve {işçi-takımını} “yetiştirici-olarak” alasınız diye - {işe-kaldırmaz}> size, Yaratıcınız-ı Yetiştirici olarak almayan çeki-çevreştiricileri = Devlet yöneticilerini ve onların işçi-kadrosunu = eğitim-kadrosunu “Yetiştirici” olarak almayı –emretmez. Çükü onlar Yaratıcı yüce Allah’ı Yönetici ve “Yetiştirici” olarak almıyorlar ki, şimdi Rabbiniz = Yetiştiriciniz size: onları “yetiştirici olarak alın” –der-mi?

<{Yolu-yordamına-konuluşunuzun} ardından - sizi karalamak ile – işe-kaldırır-mı> = siz Müslüman olmuşken = her-şeyinizi-yolu-yordamına-sokmuşken- size, İslamiyet’in üstüne bir kalem çekin ve İslam muhaliflerini “yetiştirici” alın diye - emreder mi?

Cümle- gelenek dilde:  siz Müslüman olduktan sonra size gavur olun der mi? Siz Cennet yolunu tutmuşken size: Cehennem yoluna dönün –der mi?

Onlar Kur-an’ı “Anayasa” olarak almazken, Kur-an ile toplumu yetiştirmezken, tüm Devlet işlerini yürütmezken, siz onları nasıl “Yetiştirici” olarak alacaksınız. Rabbiniz size emretti: 5/44. Ayetin son cümlesi:

  

5/44  اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الْكَافِرُونَ

  

[...Ve kim Allah’ın kondurdukları ile {oluş-bildirmezse}, böylece onlardır karayanlar] kim Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’ın verdiği eğitim-değerleri ile hükmetmezse, böylece onlar karayanlar-dır = Kur-an değerlerini kabul etmeyenlerdir.

Konu Ayetini yeniden alıyoruz: <Ve sizi, {çekip-çevreleyenleri} ve {işçi-takımını} “yetiştirici-olarak” alasınız diye - {işe-kaldırmaz}. {Yolu-yordamına-konuluşunuzun} ardından- sizi karalamak ile – işe-kaldırmaz>.

Bu Sunum3 te - sıralamaya çalıştığım <İlah> konusu, önemine binaen Kur-an’da boyutsal olarak yüzlerce Ayetlerle -açıklanır. Ancak ben burada bir başlangıç olsun diye kısaca günün gelişmelerine ışık tutmak amacıyla hazırlayıp size = İslam aydınlarına gönderiyorum.

 

Konuyu sonuç olarak toparlarsak:

 

Kâinatın sahibi, Yaratıcısı ve Yöneticisi olan yüce Allah, biz insanı Cennette yaratıp orada yaşamla kaynaştırıncaya kadar eğledi. Öğrenmek sürecinde insan olarak Cennetin ne ve nasıl bir yaşam biçimi olduğunu keşfedemediğimiz için, edemezdik çünkü:

  

51/49  اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  - وَمِنْ كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

  

[Ana-bilmenize ait tüm {gerekli-görülenler} den eşli yarattık] = Tüm Tür ve çeşitleri ana-bilesiniz diye hepsini eşli = çift yarattık. Geceyi yaratmasaydım, gündüz –diyemezdiniz, hastalığı- türetmeseydim- sağlık diyemezdiniz, Dünya yaşamını yaratmasaydım, Cennet yaşamını anamazdınız ve anlayamazdınız.

Dolayısıyla Cennet yaşamını anlayıp -bilebilmemiz için Rabbimiz yüce Allah bizi bu dünyaya yerleştirdi. Burada Cennet yaşamının karşıtını = acımasız- yarışmalar, aldatmalar, kandırmalar, acı ve çileler, hastalıklar, yaşlanmalar, ölüm vs. = Dünya yaşamını -yaşayacağız.

Bu dünyada hür yaşaya-bilmek için de, iki seçenek koydu, 1 - İnsanın- Yaratıcısına itaat ederek geleceğini teminat altına alması 2 - İnsan kendilikli veya Dünya zeminli yaşayıp geleceğini Cehennem yapması.

1.      Seçenek, tehlike arz-etmez, herkes Yaratıcısı ve Yetiştiricisi olan yüce Allah’a itaat eder ve öylece direk Cennete gider.

2.      Seçenek ise, tehlikelerle doludur. Dünya yaşamını daha yüksek yaşama düzeyine = ahrete bağlı olarak biçimlendirilmeyeceği için İnsan -yozlaşır, yozlaştıkça acı ve çilelerle yamyamlaşır ve sonuçta Maymun olur. Maymun olanlar ve henüz olmayanlar Cennet beklentilerine göre eğitilmedikleri için gelecekte Cehenneme gitmek zorunda kalırlar. Onlar orda Cennete göre –eğitilecekler.

Çünkü Yaratıcımız ve Yöneticimiz yüce Allah tüm insanları Cennet için yarattı, şart: İnsan bu dünyada kendi çalışmaları ile geleceğini kendi tayın edecek.

 

Ancak 1. seçeneği seçenler- Cennete nasıl gidileceğini bilmedikleri için Cennetin beklentilerini tayın eden ve bilen yüce Allah’a itaat etmesi gerekir. Bu dünyada ne yaparsak, Cennetin bir malzemesidir, her emrin yerine getirilmesi, Cennetin bir taşını oluşturur.

Neyin ne için yapılacağını bilen, sadece Cennetin ve bizim sahibimiz yüce Allah -olduğu için – O-nun Yönetim işine- hiç kimse karışamaz, karışmak için makam ve terfi kullanamaz, hizipçilik yolları da arayamaz.

 

Bu Sunum-3 yazımda sıraladığım Ayetlerde görüldüğü gibi, başta Cebrail a.s. olmak üzere bütün Melekler, bütün Cinler, tüm Peygamberler, ister <Nebi> ister Resul> olsun, Yaratıcı ve Yetiştirici yüce Allah’ın “yönetim işine-karışamaz”. Hiç kimse de O-nun adına, konuşamaz veya bir şeyler ekleyemez.

 O-halde: bu büyük zatların karışamadığı alanlarda, Müslüman: ben karışırım –diye-bilir mi? Makamı, terfisi, boyu postu ve amacı ne olursa olsun, Yaratıcımız yüce Allah’ın yönetim işine-karışamaz. Kayıtsız şartsız –karışamaz.

Karışmak için hiç kimse de mezhep, tarikat, cemaat, teşkilat, kurum ve kuruluş adı altında İslamiyet’i bölümleyip örgütlere parçalayamaz. Bir kişi: ben senden daha iyiyim –diye-bilir, ama iki kişi: biz sizden daha iyiyiz –diyemez, o-den “Birlik” korunacak.

 Eğer birileri hizipçilik yoluyla Yaratıcının yönetim işine-karışmaya kalkışırsa, Müslümanlar müdahale etmek zorundadır, yoksa sadece yaptıkları geçersiz olmakla kalmayıp “Ğisa a.s.” dediği üzere: Cennet ona haram olur.

İslamiyet’i ipotek altına almak veya Müslümanların üzerine hâkimiyet kurmak için hiç kimse kendi birliğinin veya örgütünün veya da kendi çıkarına- eğitim kuruluşları kurarak İslam adına eleman veya Müslüman  “yetiştirmeye”  kalkışamaz. Dergâh açıp işletemez. Kendi adlarına Cami yapamaz ve anamaz da. Hiç kimse de- Camilere sahip çıkamaz.

Her şey “İslam dininin sahibi yüce Allah Adına kurulur ve her şey O-nun Adına –çalışır ve işletilir. Yaratıcımız yüce Allah toplumu- tüm kesimleri ile boyu postu, mesleği ve işi ne olursa olsun - bir bütün olarak ister”.

Mezhepçiler, tarikatçılar, aydıncılar, çağdaşçılar, cubbeciler, sakallılar, cemaatçılar, teşkilatçılar, kurum ve kuruluşçular v.s deyip İslam dinini kendi çiflikleri durumuna çevirenler ve onların camialarına katılanlar- yaptıkları geçersiz olmakla beraber Ğisa a.s. ın dediği üzere: Cennet onlar haram olur.

 

1.      < وَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ> = ve sizin Yöneticiniz- tek- Yöneticidir,

2.      < اللَّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُوا> = Allah-dır güvence-alanların- çeki-yönlendiricisi,

3.       < وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلًا> = ve dayanıp-derleyiş- Allah ile yeter = Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah ile kendinize Cennete göre çeki-düzen vermeniz –yeter.

 

O-halde: 22/31 <اعذ... حُنَفَاءَ لِلَّهِ غَيْرَ مُشْرِكِينَ بِهِ> = O-nun yönetim işine-karışmamak koşulu ile “direk Allah’a bağlanın” = Müslüman. Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah’a direk-bağlanan, başkalarına gerek görmez. Başkalarına bağlanan,  Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah ile- bağları koparır.

 

Yaratıcı ve Yönetici yüce Allah ile - kulu arasına - hiçbir kimse giremez,

hepimiz- kuluz, herkes bunu bilecek.

 

Hiç kimse de Kur-an’ın yerine veya Kur-an’ı kullanarak veya da makam ve terfiyi sopa kullanarak Kur-an’ı daha iyi anlatmaya veya eksiklerini düzeltmeye veya da hatalarını düzeltmek üzere –konuşamaz ve yazamaz da, herkes sadece Kur-an’ı konuşturacak ve konuşturmak zorundadır.

 

 

Sonuç olarak duyurum: Kur-an’ı iyi bilen biri olarak İslam aydınına sesleniyorum:

“Sakın ola O haliniz ile ölürsünüz”, emeklilerinize de çağrıda bulunun ve hepiniz ölmeden önce- durumunuzu “denkleştirin”. Sizin yanlış tutumunuzdan dolayı  -  Dünya kan ağlıyor. Sayenizden Memleketler dinleriyle ve namuslarıyla elden çıkıyor.

 

Ben bu yazıyı Rabbim yüce Allah adına - size sunuyorum, siz de Yaratıcımız ve Yöneticimiz yüce Allah adına- benim ulaşamadığım tüm Dünya İslam aydınına ulaşa-bildiğiniz kadar –ulaştırın.

 

                              < وَآخِرُ دَعْوَانا أَنْ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ >

                                                                                       Mustafa Beder